30 Ocak 2011

bir vakitsiz kuş..



"herkes birbirine bakıyordu şimdi..
herkes aynı şeyi düşünüyordu...
yorulmuştuk...
sonra birden...
yani aniden...
uyandık..."

29 Ocak 2011

iki kere iki...

ne yazayım?
neden yazayım?
niye?
bir arpa boyu yol alamadıktan sonra..
koca bir hiçlik gelip de oturmuşsa orta yerine düş(ünce)lerimin
tahttan indirmişse o erişilmez yürek padişahını..
her saltanatın bir sonu vardır mutlaka..
***
her yol  bir g/özetleme kulesi...
özetlersek kısaca; sanırım suskunları oynuyorum...

26 Ocak 2011

yağmur k/açıyor mu ne...düşlerin nerde...

..."eğer ortada tek şemsiye varsa iki kişiden biri mutlaka yağmuru daha çok seviyordur...."
(z.arkan)
 ****
"şemsiyesiz yağmurlar"da ıslanırken
pencere önü kuşlarıyla yağmur düşleri kurmak...
birazcık gözyaşı...
birazcık aşk...

aşk mı dedin...?
yağmura sor derim...
....
bulutlar kararmış olsa da ne çıkar,  her yer kurak...
bir kaç damladan ne çıkar hem...
denizler damlalardan oluşmaz mı, her şey bir su damlası kadar...
 ...
ya kalbin, dualarını bile  ıslatamayacak kadar kurak mı  o da?
o  hiç kurumadı ki...

25 Ocak 2011

papatya falları...

yeni bir bahar toplamıştı
mahmurdu gözleri
buğuluydu  saçları
gül rengi
sabahlarına uyanmıştı
içince umudu
tek nefeste
açtı gözlerini
hayat...

22 Ocak 2011

acemi...

"...anladım ama yalnızlığım sürüyor..."
(i.berk)

20 Ocak 2011

içsel haller...

sevmiyorum bu hallerimi, aklımda bir sürü kelime cirit atarken hepsini bir araya toplayıp şöyle aklı başında bir cümle kurmak istemek...bir kitap  okunup bittikten sonra değişen ruh halim...kitap alırken daha çok deneme ve şiir kitapları tercihimdir.  romanı pek tercih etmem  ama "kürk mantolu madonna"yı okuduktan sonra....bilmiyorum...
raif bey...maria puder...ruhum benden ç/alınmış gibi...

19 Ocak 2011

sır...

hüzünlü olmak mutsuz olmak mıdır?
hüzün; temmuz sıcağıdır buz kesmiş bir kalbin.
kendine kilitlenmiş bir kalbin anahtarıdır...
dönünce yüzünü hüzne belki de sevecek seni hayat....

18 Ocak 2011

rüzgâr gülü...

...kulaklarımda
ıslık çalan bir rüzgar
herşey yerli yerinde
yağmur
ha başladı
ha başlayacak..

çeksen yalnızlığını önümden
aşk görünecek....

17 Ocak 2011

biz ve onlar...

"...acı ve mutluluk..ikisi birbirini tamamlayan duygular...
hangi acı sonsuzdur, ya da hangi mutluluk sonsuzdur, hiç düşündünüz mü?
dünyanın en mutlu insanı olduğumuz anlar vardır; ellerimizi nereye koyacağımızı bilemediğimiz, kanatlanıp uçacakmış gibi bir  hisse kapıldığımız..
bazen de acılar içinde kıvrandığımız anlar...
dünyanın başımıza yıkıldığını düşünürüz... 
bu duygular hiç bitmeyecekmiş gibi gelir; her seferinde  bu  böyle sonsuza kadar sürecekmiş gibi...
aslında ne mutluluk sonsuz,  ne de acılar üzüntülerle dolu anlar sonsuz...

öyleyse her daim  unut gitsin gönül; aldırma!...çünkü her u/mutsuzluğun, gözyaşının ardından tebessüm, her tebessümün ardından burukluk gelir...
sarkaçlı yalnızlıklarla sarmaş dolaş  olan  bu duygular aslında  hep içimizde kalacak ve onlar bir yere gitmeyecek; biz bir yere  gitmediğimiz sürece...
o halde alış gönlüm alış...alış...başka yolu var mı?
evet, şimdi kış...
bahar gelmeyecek mi ?
..?"

16 Ocak 2011

k/aralama defteri...

"...Nasıl olsa bu, kendime!" diye, olduğu gibi... Tatlı bir hesaplaşma belki de...Yok, yok hesaplaşma da değil... Aynaya şöyle iddiasızca eğilmek... İçindeki "görücü"ye çıkmak... Gitmek kendine, kendine... Gelmek kendine, kendine... Ağlamak kendince; tebessüm etmek... Herkesin "böyle" bir rehberi; şey... defteri olsa... Solgun, haşarı bir çocukluk bir köşede... Bir köşede uçarı bir gençlik... Gittiği yeri bilmeyen; bilmediğini bilmeyen... Bilir gibi gibilikler... Açtığınızda, araladığınızda aradan bir kol uzansa boynunuza...ağlasanız. Birkaç damla hatıra düşse... Ya, bir düşse... Düş/se de..."
(baharbestesi)

taklitlerinden sakınınız...

"aşk"ı yaşa!
"Aşk"a yaşa!

14 Ocak 2011

anlam(ak)...

...anlatacaksan, anlayan ilk kelimeden anlasın seni, leb demeden yani....
yaşayacaksan, gerçeklerini de  al yanına..
onlar denizin ortasında kalmış hayallerinden iyidir gene de...
hayallerim yüzmeyi öğrendi  diyorsun ha...
tsunamiler var desem...

12 Ocak 2011

yaşamak küçük yer...

"...hepimize olur, gölgeye, ışığa ve insanlara sen demek.  fakat mesela diyememek... aceleden yanıma alamadığm bir sevinç...dinlemediğim anlaşılmasın diye gülümsemek..."

***
" ...zili çal, komşuya sor, ışığı açık bıraktım bilerek
nüfus memurunun yazmayı unuttuğu o harfiz.
hepsi bu...."

***
"...yaşamak küçük yer...
ilk fırsatta aramadık...
damar damar üstüne rastlaştık
bulamadım  ellerimi koyacak yer.."

 ***
"...sözler tellere takılan kazak gibi
bir yabancının bahçesine girerkenki tedirginlik
gözler vişne lekesidir silemez onu hiç bir bez
...
taşlar yıkıldığında taşlar özgür kalır ama gidemez..."

***

"...gerçek mermiler kullanılıyor
hayat gerçekten sıkı..
öyle uzak bir yersin göğsümde öyle sapa..
jandarmanın bile bakmadığı..."

***

"...savaşır gibi yapan iki ordu olmaktan
bizi korumayan aşk
bir tepenin üzerinde bekler
köprüler zentaya dökülür
bazılarımız boğulur
bazılarımız izler..."

***

"...ıssızlığı daha ıssız yapan
gözlerinin beyazındaki yalnızlıktır..."

***
"...dizimdeki yaraydın hiç geçmezdi..."

(f.çalışkan)

11 Ocak 2011

bir şehri yitiriş...

"...Buraya gelmek kolay olmadı!
Bebek potinlerinin balonlu çağrısında
Kabardı dalgın bir su gibi günlerim
Ve bilsen
Yitirdim bir şehri diyerek
Ne düşündüm seni,
Pervazları, gülibrişimleri, merdivenleri…
Buraya gelmek kolay olmadı
Her nefesi kalbe ışıtarak geldim buraya
Ey şehir şimdi soruyorum sana!
Burada…
“Sen benim neyim oluyorsun”
Sana dokundukça rüyada
Ufalanıyor aşkın mirası gömlek
Açılıp kapanıyor kanatlarım havada..."
(ö.erdem)
 

10 Ocak 2011

dalga...

"...Geçme sakın! Dalga bu!...
Bu denizleri dalga diyerek geçme tanı, düşün binlerce içi dalgasız yaşayanı. Hangi dalganın, bilebilir miyiz biz, bizi yutacağını; es geçersek hayatı, pas geçersek hayatı, tıs geçersek hayatı.. Mevlana’nın hocası, "dışardaki dalgalardan korkuyorsun ama içindeki dalgalardan haberin yok gibi" der…

Dalgalara kapılmadan hayatı sürdüremeyiz; bu belli. Dalgaların bizimle dalga geçmesine fırsat vermeden kavuşmak sahil-i selametse aslolan; dalgalarsız imtihan olmaz ki...Dağlar dalga dalga aşılır… Her dalga aşılmayı bekler.. Aşılmaya değmeyen dalga dalga değildir.
...

"Dalga" dalmaktan geliyorsa, hayatın kendisi dalınmış değil midir; yani dalmış değil miyiz dalgaya… dalgadan kaçış yok. Kabullenişe teslimiyetle yaklaşırsak, insanlığımızı, dalganın altında bir deniz gibi derinlere bitiştirmiş olacağız..."
(muhabbetfedaisi)

08 Ocak 2011

yorum...

...doğu/yorum, görü/yorum, duyu/yorum, bili/yorum, hissedi/yorum, anlı/yorum, ağ/lıyorum, gülü/yorum, sevi/yorum, özlü/yorum, konuşu/yorum, yazı/yorum, yaşı/yorum...ve nihayet...
hayat ki yorum/lardan ibaret; güzel yorum/layabilene...

06 Ocak 2011

soba...

"...yaklaştıkça yakan, uzaklaştıkça soğuyan dostluklar gibi. İç'iniz bittiğinde etrafınızda dostlarınız da bitecek demektir bu....Öyle ya," iç başka, dostluk başka!" Demek ki içinizi, işinizi, sıcaklığınızı, tebessümünüzü esirgemeyecektiniz gelenden gidenden.
Görüntü kurtarmıyordu. Adamın içi geçmiş derler ya, geçmiş bir sobanın etrafında kimler olaydı?  Faruk Nafiz’in Han Duvarları’ndaki ateşin etrafında garipler niye toplansındı yoksa?
Bir sıcaklıktı, bir dost sıcaklığı idi herkesin aradığı.. "Bir adım sıcaklığa on adım gel!" diyor mu bütün adımların sahibi..
İçini doldurmalı insan,sonra yan yakın, kimsecikler etrafımda yok diye yakınmazsın. Bundan emin olmanı istiyorum. "öff be!" bir soba sıcaklığı(n) bile yoksa, yalnızlıktan şikayete hakkın olabilir mi..."
(muhabbetfedaisi)

03 Ocak 2011

insana özlemle epigraflar...

 Bilmek:
"Bilmek, bilinmeyenleri çoğaltmak değildir de nedir? Bildikçe acımız arttığı gibi bilmediklerimiz de artmaz mı? O halde bilmek bilmemektir..."

 Konuşmak:
"Gereksiz bir eylem olup can sıkıntısını geçirmeyi hedefler. Konuşmak susmayı öğrenmek için olursa değerlidir. Konuşmak konuşmak içinse, yaşamak da yaşamak içinse nerde kaldı insanlık?..."


 Kanmak;
 "Madem aynı dünyada yaşıyoruz, neden her bir insanın farklı bir dünyası var? Her evde ayrı bir âlem, her birey de ayrı bir dünya… Malum “her insan yalnız ölür.” Aynı göğe bakıp, aynı yağmurun altında ıslanıp da nasıl farklı dünyalara sahip olabiliyoruz? Hepimiz O’nun kulu ve sanatı isek ve ortak şeylere ağlayıp gülüyorsak neden farklı dünyalarımız oluşur her birimiz için? Farklı dünyalarda farklı hayallerde yaşar gideriz de aynı dünyada yaşadığımızı sanırız. İnsanoğlu kandırılmaya hatta kendini kandırmaya ne kadar da gönüllü...."
(s.ceylan)

içimizden eksildi...

"..bir yerlerde beklediğini sandığımız büyük rüyalar
galiba artık heyecanlandırmıyor kimseyi
nicedir eksildi içimizden o çekip gitme duygusu
eski neşesine bir türlü kavuşamayan kalbim
saçıp savurdu buraya gelene kadar
içindeki şarkıları
şimdi gündelik hayatın sade gürültüsü

kuru düzeni kuşatırken
sessizliğimi
ardına saklandığım kelimeler
kadar bir hayat
ölmeden önce okunacak,

yazılacak birkaç kitap..."
(m.mungan)