01 Eylül 2012

hüzünlü geçiş töreni...

eylül de geldi işte...
mavi solunca bu mevsimde
deniz tutarmış balığı...

ah ağaçlar sarı kanarya..
renkler de alışacak  zamanla
al hüzünlü mor yaprak.. 

güneşle kandıralım yağmuru
bulutları maviye boyayalım

hiç durmadan
sayalım içimizden  üçe kadar
bahar koyalım adını her sözcüğün
uçurumlara karanfil  takalım
dualar tüttürelim dudaklarda
yağmurun saçlarında ıslansın gülüşler
gün kısalsın
geceler ağlaşsın
mevsim sonbahar...


eylül diyorum çekingen tavırlıdır
sevdalıdır
zor bakar uzağa..
biz yakın olalım..

sen haziran ol mesela
ben  hazan...
kolkola geçelim bu rüyadan

susmaya çeyrek kala
sahi
hangimzi olalım 
bu hüznün kahramanı..

03 Temmuz 2012

içimize düşen med- cezirler..

plastik çiçekler kadar sahteydi ruhun; yokluk kokardı..
duvarlara aşinaydık; hangi kapıyı çalsak mavi bir ölüm...

****
kalabalıklar..varlığmızı yok eden kalabalıklar..
kalabalıkların içinde olmak demek aslında "kimseyi farketmeme" gibi bir eksikliği de ortaya çıkarır, en çok da kendini farketmezsin..bazen de kendini farketmemek için de kalabalıklara karışabilirsin, bu da bir tepki..
kalabalıklarda kimseyi farkedememek de bir  bakıma içimizin kalabalığındandır zaten..


çokluk, çoğu zaman yokluğu  çoğaltır..
çoğalarak azalmak çağımızın hastalığı..
içimizin yokluğu dışımıza vurmuşsa, tenhalar bile bize kalabalık gelir..
ama içimizde gereksiz çokluklar baş gösteriyorsa , kalabalıklarda bile yalnızızdır..
böyle de bir çelişkili ya da daha doğrusu zıt durumlar ortaya çıkabilir..


ve plastik çiçeklere dönüşen ruhlarımız hissizlikle yoğrulur hep, yokluk kokar..
ruh hissetmezse, kalp acı duymaz..
kalp acımazsa ruh hissetmez, bu bir kısır döngü..


ruh, gel-gitlerde yaşamaya alışmıştır ama insanoğlu ruhunu gözden çıkarmak  için elinden geleni yapmıştır..
ruhunu yitirmeye başlayan biri, kalbine hiç bir şey sığdıramaz oysaki..
her şey ağır gelir kalbe..çünkü ruh huzur ister, kalp ise sevmeyi..
huzursuz ruh, sevmeyi, aşkı kalbe sığdıramaz, açıkta kalır..


açıkta kalanlar ise sevmeyi başaramayan ruhsuzlar değil, sevmeyi  aşkı kalbine bir türlü sığdıramayanlardır..
"huzursuz suskunlar"dır yani onlar...


med- cezir manzaraları..deniz..gökyüzü..kuşlar..
içimizde havalanan kuşlar..göçebe ruhlar..
var olmanın dayanılmaz yokluğu..
kapılar..uzayıp giden yollar..bitmeyen yolculuklar..kum saatinden dökülen kum taneleri.. 


duvarlar....duvarlar....duvarlar..
alışkanlığımız olan duvarlar..
bizi bize hapsederken, zamanın  vurdumduymazlığını, o kum saatinin dökülen kumlarına resmeden  duvarlar..


duvarlar çok şey...


duvarlara aşinaydık biz oysa
severdik duvarları
kapıları sürgülüydü içimizin
karşılama törenlerinde yakılan 
tütsülü suskun sözcükler kadar ağırdı  hayat
solgun bir hüzündü ezberi kalbimizin
hangi kapıyı çalsak karşılayan bizi; 
gülüşü bozuk mavi bir ölüm...

25 Haziran 2012

bazen...

bazen boşvermek istersin her şeye....kalbinin sesini kısıp, yürümek istersin sessizce..
ne kalbinin sesini, ne de kalpsizlerin sesini duymak istersin...
yorgun, bitkin ,unutulmuş  ne varsa  sözcüklerden geriye kalan; hepsi aklın kıyısına vurur..
aşk öksüz kalır...yüreğin firarda...
ve  susuz bir yazdır artık yazdığın her kelime..
bir şey var dersin bir şey,  yitip giden.....
kül mü, gül mü hiç bilemezsin..
sadece bakakalmakla yetinirsin ardından...


bazı şeylere aldırma gül-geç..
her şey biter...
herkes susar..
vedalar ayrılığın diyetidir..
hayat veda etmez  
kalptir veda eden naz makamında
giden gitse de bir tek o kalır  s/onsuzluğa....