uzun cümlelerle başlamıştık oysa hayata; güle oynaya.. gitgide kısaldı..
özne desen; delişmen zamanlarda..yüklem desen; özneye susmuş..
nokta virgülle takışık..herşey alaşağı...
31 Ekim 2010
30 Ekim 2010
ısınacağı bir gerçek arıyor bu düş...
"...kolay değil elbette
karşı koymak;
yüzün küçülürken aynalarda
yaşama karşı,
bir avuç gelen yüreğinle..."
karşı koymak;
yüzün küçülürken aynalarda
yaşama karşı,
bir avuç gelen yüreğinle..."
29 Ekim 2010
çocuksu...
Seni duyumsayacak bir kalbim,
Sana açabilecek ellerim var şükür ki ;
Rabbim, sen beni kalbimin dağınıklığından,
ellerimin unutkanlığından koru...
(amin...)
Sana açabilecek ellerim var şükür ki ;
Rabbim, sen beni kalbimin dağınıklığından,
ellerimin unutkanlığından koru...
(amin...)
27 Ekim 2010
alınganlıkla çekingenlik arası...
"..hayat, kendini adamak için sevilmeyi hak eden birini arama çabasından başka nedir? size bir sır vereyim; en büyük tutkusunu terk edebilen adamdır gerçek adam olan! tutkunuzu gözden geçirin ve bırakın bu işleri…"
***
"..aşağı, aşağı, aşağı!… daha ne kadar sürecek bu düşüş? yerin merkezine yaklaştım mı acaba? yeryüzünün diğer ucundan çıkana kadar sanırım düşmeye devam edeceğim..."
***
"..aşağı, aşağı, aşağı!… daha ne kadar sürecek bu düşüş? yerin merkezine yaklaştım mı acaba? yeryüzünün diğer ucundan çıkana kadar sanırım düşmeye devam edeceğim..."
26 Ekim 2010
s.o.s.
Sessiz kaldım
Olmayacak duayı
Sakladım...
Suçluysam
O bilir ancak...
Sahi sen de kimdin?
Sorular cevaplar
Oyunda kural hep aynı
Sen derinlerdeki okyanus
ben o hikayedeki suspus...
Olmayacak duayı
Sakladım...
Suçluysam
O bilir ancak...
Sahi sen de kimdin?
Sorular cevaplar
Oyunda kural hep aynı
Sen derinlerdeki okyanus
ben o hikayedeki suspus...
oyun içinde oyun...
...zaman/ı oyalamak...
...zaman/la oyalanmak...
...zaman/a oynamak...
...zaman/sız oynatmak...
...zaman/la oyalanmak...
...zaman/a oynamak...
...zaman/sız oynatmak...
25 Ekim 2010
düşündün mü?...
"Sen sağıma gelirsen
Ben nerede olurum?
Sana göre solda
Bana göre eski yerimde olurum...
Sen soluma gelirsen
Ben nerede olurum
Sana göre sağda
Bana göre eski yerimde olurum...
Sen nerede olursun?
Sen nerede olursun?..."
Ben nerede olurum?
Sana göre solda
Bana göre eski yerimde olurum...
Sen soluma gelirsen
Ben nerede olurum
Sana göre sağda
Bana göre eski yerimde olurum...
Sen nerede olursun?
Sen nerede olursun?..."
24 Ekim 2010
gökyüzü kapalı ben açık hece...ve gülüşün...
"...sözcük yapımında kullanılan
bir şeydir senin gülüşün... "
bir şeydir senin gülüşün... "
22 Ekim 2010
inşirah...
"...ve sen yine denendiğinde
ve yine kalbin daraldığında
ve yine bütün kapılar yüzüne kapandığında
ve yine ne yapman gerektiğini bilemediğinde
uzun uzun düşün
ve hatırla yaradanını..."
ve yine kalbin daraldığında
ve yine bütün kapılar yüzüne kapandığında
ve yine ne yapman gerektiğini bilemediğinde
uzun uzun düşün
ve hatırla yaradanını..."
...
"Allah kuluna kâfi değil mi?"(zümer/36)
sustuğu kadar güzeldir herkes...
"...a benim
oğul otu bitmeyen topraklarda
şaşırıp kalan kalbim
senin türkçen yok mu anlatıyorum işte
bir kuş kalbi misin ki ürkmek için bahane
arayıp duruyorsun..."
***
"...deli sizsiniz böyle bir çağda
akıllı kaldığınız için...
ben sizin
akla hayale sığmayan yanınızım
siz ki dünyayı üstünüze giyseniz
yine de açıkta kalırsınız..."
oğul otu bitmeyen topraklarda
şaşırıp kalan kalbim
senin türkçen yok mu anlatıyorum işte
bir kuş kalbi misin ki ürkmek için bahane
arayıp duruyorsun..."
***
"...deli sizsiniz böyle bir çağda
akıllı kaldığınız için...
ben sizin
akla hayale sığmayan yanınızım
siz ki dünyayı üstünüze giyseniz
yine de açıkta kalırsınız..."
21 Ekim 2010
kuşatma...
"...bir istasyondan başlar yolculuk...bir başka istasyonda biter elbette...ve iki istasyon arasındaki eğer siz, yolculuk başladığı andaki sizden başka bir şey değilseniz, beyhude yollara dökülmüşsünüz demektir...dalların ağaçların gölgesi düşer kapınıza, kırkıncı odayı ararsınız, bir eşikten öteye geçmeyi umarsınız...
...
bir mağaranın kapısında durursunuz sonra, gölgeniz orda duvara vurmaktadır...dokunursunuz kendi gövdenize kendi ellerinizle..hangisi sizsiniz, duvardaki mi yoksa dokunabildiğiniz mi?...bir türlü ayıramazsınız...ikisinin de siz olabileceğini hesaba katmazsınız..."
...
bir mağaranın kapısında durursunuz sonra, gölgeniz orda duvara vurmaktadır...dokunursunuz kendi gövdenize kendi ellerinizle..hangisi sizsiniz, duvardaki mi yoksa dokunabildiğiniz mi?...bir türlü ayıramazsınız...ikisinin de siz olabileceğini hesaba katmazsınız..."
kestirmeden gideyim derken...
zamanın kıskacında
hava ayazmı ayaz
bense yazmakla meşgul
kendimden kaçarak biraz...
hava ayazmı ayaz
bense yazmakla meşgul
kendimden kaçarak biraz...
kim ıslattı bu harfleri?...
"...dünya işte harfleri zor seçiyor,
daha geniş bilgi için bakınız mezarlığa..."
20 Ekim 2010
kendini hatırlaman gerek...
hayat; gösteri ustası..
küçümsememek lazım gelir ustaları..
hele bir de görmezden gelirse "acım hükümsüzdür" ibaresini
seyreyleyin siz kıyıya yanaşan azgın dalgaları..
şimdi ölmek zamanı mı dersin;
yoksa sıkı sıkıya sarılıp hüzünlere, devam etmek mi bilinmeyen mutluluklara..
küçümsememek lazım gelir ustaları..
hele bir de görmezden gelirse "acım hükümsüzdür" ibaresini
seyreyleyin siz kıyıya yanaşan azgın dalgaları..
şimdi ölmek zamanı mı dersin;
yoksa sıkı sıkıya sarılıp hüzünlere, devam etmek mi bilinmeyen mutluluklara..
düşünme...düşersin...
"...o kadar çok şey var ki,
birer birer söylesem bile çok ağır kaçar
bir de her zaman hayatın o bildik mutlak gerçekleri vardır
o zaman birazcık anlamsız konuşmam gerek
sadece, sadece seslerle yetinmem gerek..."
birer birer söylesem bile çok ağır kaçar
bir de her zaman hayatın o bildik mutlak gerçekleri vardır
o zaman birazcık anlamsız konuşmam gerek
sadece, sadece seslerle yetinmem gerek..."
uçarı umarsızlıklar...
"...bahar diye aç gözlerini,
bahar diye !
ben güz gibi yaprak dökerim,
sen son söz diye oku yine...
oku da... ağlayalım!.."
bahar diye !
ben güz gibi yaprak dökerim,
sen son söz diye oku yine...
oku da... ağlayalım!.."
19 Ekim 2010
durakta beklerken...
"...kentin baskısı kaldı bize
ve ışıkları trafiğin ya da kazası
oysa biz hep bir düş kazasında
yitirdik arkadaşlarımızı
karşıdan karşıya geçerken
eli bırakılan çocuklardık
o insan kalabalığındaki
son gülümsemesiydi annemizin.
sonra hangi tarafa geçsek karşıda kaldık!..."
ve ışıkları trafiğin ya da kazası
oysa biz hep bir düş kazasında
yitirdik arkadaşlarımızı
karşıdan karşıya geçerken
eli bırakılan çocuklardık
o insan kalabalığındaki
son gülümsemesiydi annemizin.
sonra hangi tarafa geçsek karşıda kaldık!..."
18 Ekim 2010
yağmursuz duygular(2)...
“...ben aslında ölmezdim yaşamak düşseydi bunca insandan payıma
çocukluğumun vebası bulaşmasaydı bir de...”
çocukluğumun vebası bulaşmasaydı bir de...”
15 Ekim 2010
mavi kuş...
"Bu hayat senin dedi bir gün bir bilge kişi. Sen de nereden çıktı dedi adam, ne kadar da ukala görünüyorsun. Bu hayat senin diye yineledi bilge, kendini kandırma boşuna, baksana daha mavi kuşun anlamını bilmiyorsun. Adam bilgisayarının sözlük programına girdi, bu onun hayatının lügatıydı...Mavi kuş!...Mavi kuş...Hayret böyle bir kelime yoktu.
Sonra deniz kabuğu, gözyaşı... Bunların hiç biri lügatinde yoktu...Olsun, dedi, yine de bu hayat benim değil!...Baksana her sabah çayımı içtiğim fincan aynı...Aynı yoldan gidiyorum işime, üstelik altına imza attğım evrak bile aynı...
Aynı hayat...aynı yüzler...aynı gözler...aynı kıskaçlar...aynı kafesler...aynı alıntılar...aynı emanetler...aynı maskeler...aynı sürüler...aynı aforizmalar...aynı müzikler...aynı reddedişler...aynı kabullenişler...aynı aşklar... aynı ihanetler...aynı filmler...aynı şiirler...
Bıktım artık alın bu aldatmacayı verin benim hayatımı..."
Sonra deniz kabuğu, gözyaşı... Bunların hiç biri lügatinde yoktu...Olsun, dedi, yine de bu hayat benim değil!...Baksana her sabah çayımı içtiğim fincan aynı...Aynı yoldan gidiyorum işime, üstelik altına imza attğım evrak bile aynı...
Aynı hayat...aynı yüzler...aynı gözler...aynı kıskaçlar...aynı kafesler...aynı alıntılar...aynı emanetler...aynı maskeler...aynı sürüler...aynı aforizmalar...aynı müzikler...aynı reddedişler...aynı kabullenişler...aynı aşklar... aynı ihanetler...aynı filmler...aynı şiirler...
Bıktım artık alın bu aldatmacayı verin benim hayatımı..."
sis kalkar dağ görünür aniden...
"...sonra yüreğimi görebilirim...dünyaları içine alıp da dünyalara sığmayan yüreğimi...
karun sofrasıyla doymayıp da bir buğday tanesiyle avunan yüreğimi..."
karun sofrasıyla doymayıp da bir buğday tanesiyle avunan yüreğimi..."
14 Ekim 2010
manaya giyilen gömlek...
" Kelime büyülü şey. Ve büyü gibi ürkütücü. "Akşam" sözgelimi.
Tekrarlıyorum: Akşam!..Akşam!...Bildiğim, sadece kendi akşam'ım. Söyler misiniz benim akşam'ımla sizin akşam'ınız uyuyor mu birbirine?..."Yağmur" ya da...Yağmur!..Yağmur!...Sizin yağmur'unuzla benim yağmur'um aynı mı?...Dahası benim yağmur'um yağmur mu; akşam'ım akşam mı?
Bunu kim belirleyecek..."
Tekrarlıyorum: Akşam!..Akşam!...Bildiğim, sadece kendi akşam'ım. Söyler misiniz benim akşam'ımla sizin akşam'ınız uyuyor mu birbirine?..."Yağmur" ya da...Yağmur!..Yağmur!...Sizin yağmur'unuzla benim yağmur'um aynı mı?...Dahası benim yağmur'um yağmur mu; akşam'ım akşam mı?
Bunu kim belirleyecek..."
içimizdeki yangın...
" Kaç kez inanmadığımız yazıların altına imza attık sözün inanılmaz cazibesi uğruna. Sözün cazibesi, söze hakim olmanın inanılmaz hazzı uğruna ruhumuzu mu satıyoruz yoksa?
...
Söz uğruna hayatı bir yalan gibi yaşadık. Ne kadar yalancıydık. Kurduğumuz oyunlarda oysa her şey ne kadar da inandırıcıydı...
...
Aşktan bahsettik, aşkı tanımıyorduk. Öldük, ölmüyorduk. Sadakatten sözettik, sadakati bilmiyorduk. Sevdik, aslında sevmiyorduk. Aldık veriyorduk; verdik alıyorduk...Söz yerini buluyordu sadece, iyi düşüyordu, uygun...İçimiz bir hoş...Habire büyüyorduk...
Kaç kez yeri geldi diye cümleler sarfettik aritmetik sağlamlığı bol formüller doğrultusunda.
Söz yerini bulsun da!...
Söylesek ölürdük...
İnanmadan söyledik, yine öldük..."
...
Söz uğruna hayatı bir yalan gibi yaşadık. Ne kadar yalancıydık. Kurduğumuz oyunlarda oysa her şey ne kadar da inandırıcıydı...
...
Aşktan bahsettik, aşkı tanımıyorduk. Öldük, ölmüyorduk. Sadakatten sözettik, sadakati bilmiyorduk. Sevdik, aslında sevmiyorduk. Aldık veriyorduk; verdik alıyorduk...Söz yerini buluyordu sadece, iyi düşüyordu, uygun...İçimiz bir hoş...Habire büyüyorduk...
Kaç kez yeri geldi diye cümleler sarfettik aritmetik sağlamlığı bol formüller doğrultusunda.
Söz yerini bulsun da!...
Söylesek ölürdük...
İnanmadan söyledik, yine öldük..."
13 Ekim 2010
adı yok...
" Tiryakilikle hastalık arasındaki farkın adını koymak lazım...
Biri sevmektir çünkü..
Diğeri teslim olmak...
Alışkanlık ikisinin arasında gezer, tiryakiliğin yanında başı diktir...
Diğerinin yanında zelil...
Biri, serin sonbahar sabahlarını kapıda karşılamaktır...
Diğeri yatağa esir olmak...
Tiryakilik demli bir çayı bahane edip dost aramaktır...
Diğeri çaya kabahat bulmak...
Tiryakilik mektup yazmaktır dağlara taşlara...
Selam yollamaktır geceye gündüze...
Hastalık mektup getirmeyen postacıyı dövmek...
Biri sonbahar yapraklarını teselli etmektir yere düştükçe..
Diğeri toplayıp yakmak..."
Biri sevmektir çünkü..
Diğeri teslim olmak...
Alışkanlık ikisinin arasında gezer, tiryakiliğin yanında başı diktir...
Diğerinin yanında zelil...
Biri, serin sonbahar sabahlarını kapıda karşılamaktır...
Diğeri yatağa esir olmak...
Tiryakilik demli bir çayı bahane edip dost aramaktır...
Diğeri çaya kabahat bulmak...
Tiryakilik mektup yazmaktır dağlara taşlara...
Selam yollamaktır geceye gündüze...
Hastalık mektup getirmeyen postacıyı dövmek...
Biri sonbahar yapraklarını teselli etmektir yere düştükçe..
Diğeri toplayıp yakmak..."
bir yokmuş, iki yokmuş, üç yokmuş...
" Mutlu olmak istemdışı bir durumdur; üzerine fazlaca düşmek ona ulaşmayı daha da zorlaştırır...Kendinize mutlu olup olmadığınızı sorarsanız, mutluluğunuz sona erer..."
12 Ekim 2010
deli esecek bir gün rüzgar...
" İçimde derin bir boşluk...
Neyi arıyorum?
Kendimi...
Sadece kendimi aramıyorum aslında ...
İnsanları da arıyorum. Gerçeklerden kaçmayan insanları...
Gerçeğin nutkunu çekip, gerçeği yaşamayanlardan bıktım artık..."
Neyi arıyorum?
Kendimi...
Sadece kendimi aramıyorum aslında ...
İnsanları da arıyorum. Gerçeklerden kaçmayan insanları...
Gerçeğin nutkunu çekip, gerçeği yaşamayanlardan bıktım artık..."
boyacı aranıyor...
Öyle bir boyasın ki dünyayı; kaybolsun izleri yanıkların, hıçkırıkların, haksızlıkların, tarihi geçmiş yalnızlıkların, sıfır bedene inme telaşındaki mutlulukların, güneşte ihtiyarlamış suskunlukların...
11 Ekim 2010
geçici olarak servis dışı...
"Trafikte çok hızlıyız ama çabuk parlıyoruz !
Akşam geç yatıyor, sabah yorgun kalkıyoruz.!
Az kitap okuyor, çok televizyon seyrediyoruz !
Varlığımızı arttırdık ama değerlerimizi yitirdik!
Hayata yıllar ekledik, yillara hayat katamadık !
Uzaya ulaştık ama ruhun derinliklerine inemiyoruz !
Havayı temizledik ama ruhları kirlettik!
Atomu parçaladık, önyargılarımızı yıkamadık !
Çok yazıyor ama az gelişiyoruz..!
Daha çok plan yapıyoruz ama daha az sonuç alıyoruz !
Acele etmeyi öğrendik ama sabırlı olmayı asla!
Gelirimiz arttı, karakterimiz zayıfladı !
Tanıdıklar çoğaldı, dostlar eksildi!..."
Herşey kolay ama yaşamak çok zor...çok...
Akşam geç yatıyor, sabah yorgun kalkıyoruz.!
Az kitap okuyor, çok televizyon seyrediyoruz !
Varlığımızı arttırdık ama değerlerimizi yitirdik!
Hayata yıllar ekledik, yillara hayat katamadık !
Uzaya ulaştık ama ruhun derinliklerine inemiyoruz !
Havayı temizledik ama ruhları kirlettik!
Atomu parçaladık, önyargılarımızı yıkamadık !
Çok yazıyor ama az gelişiyoruz..!
Daha çok plan yapıyoruz ama daha az sonuç alıyoruz !
Acele etmeyi öğrendik ama sabırlı olmayı asla!
Gelirimiz arttı, karakterimiz zayıfladı !
Tanıdıklar çoğaldı, dostlar eksildi!..."
Herşey kolay ama yaşamak çok zor...çok...
10 Ekim 2010
herkes gider..
"Kimsenin olmayan bir yoldan geçerken
Kimsenin olmayan bir resmini gördüm hayatın..."
Kimsenin olmayan bir resmini gördüm hayatın..."
09 Ekim 2010
ah bu suratsız günler...
"Canımı yakıyor dünyanın güzelliği...
yetmiyor ömür o büyük şiire
Rabbim, ne olursun
sözümü kesme..."
yetmiyor ömür o büyük şiire
Rabbim, ne olursun
sözümü kesme..."
birdenbire...
Geçiyor mevsimler şakayla karışık. Gelen her gün parçalı bulutlu..Hüzünler ayaklandı; sevinçten naralar atıyor..Giden her günün ardından ezberler dağ gibi...Saltanatlar yıkılmak üzere...Sözler kayıp...
08 Ekim 2010
sürgün izler...
"Hayat bizi büyüttüğü gibi budayabilir de
yaramız toprağın içinde
düşünelim biraz
bu ışık bize az
arsız kargalar paylaşıyorlar..."
yaramız toprağın içinde
düşünelim biraz
bu ışık bize az
arsız kargalar paylaşıyorlar..."
07 Ekim 2010
kurşunlarla dans...
"Yerimi bilmem!
bilmem
ne taraftayım...
Sesimi duymam!
duymam
ne zamandır araftayım..."
bilmem
ne taraftayım...
Sesimi duymam!
duymam
ne zamandır araftayım..."
suspus gönüllüler...
Eylül hüznüne daha alışamamışken, ardı sıra gelen "Ekim" rüzgarları da pek bir can alıcı esiyor; esrikleştiriyor insanı...üşütüyor! Bir farklılık çöküyor üzerimize. Abıhayat suyuna susamışlığın verdiği bir rehavet. Kekremsi tatlar bulaşıyor her y/anımıza...
Eylül ertesi..Kasım arefesi...
Baharla karışık hüzün denemesi...
Bir yanda yeni başlangıçlara yelken açmanın arefesi, diğer yanda hasret türkülerinin yakıldığı "an"lar.
Kıyıya vurmuş umutlar...hüzünlerin dayanılmaz serinliği...sükutun en katıksız en derin hali...Ben diyeyim "Eylül", sen de "Ekim!"...Aynı makamın ezgileri...aynı terennüm...
Eylül ertesi..Kasım arefesi...
Baharla karışık hüzün denemesi...
Bir yanda yeni başlangıçlara yelken açmanın arefesi, diğer yanda hasret türkülerinin yakıldığı "an"lar.
Kıyıya vurmuş umutlar...hüzünlerin dayanılmaz serinliği...sükutun en katıksız en derin hali...Ben diyeyim "Eylül", sen de "Ekim!"...Aynı makamın ezgileri...aynı terennüm...
adın ne senin?
Bir şiir gibidir sonbahar; okurken soğuk rüzgarlar estiren...
Solmuş bir yalnızlık gibidir; bir mumun alevinde eriyen....
Solmuş bir yalnızlık gibidir; bir mumun alevinde eriyen....
06 Ekim 2010
yalnız gezerin düşleri...
"Elde ettiği güç ile insanlığın üzerine çıkan biri, insanlığa özgü zayıflıkların üzerinde olmalıdır, yoksa bu güç fazlalığı onu diğer insanların, hatta bu güce sahip olmadan önceki kendisinin bile altına indirir...
Özgürlüğün, insanın canının istediğini yapması demek olduğuna hiçbir zaman inanmadım. Özgürlük daha çok yapmak istemediğini yapmamaktır... "
Özgürlüğün, insanın canının istediğini yapması demek olduğuna hiçbir zaman inanmadım. Özgürlük daha çok yapmak istemediğini yapmamaktır... "
05 Ekim 2010
salkım saçak...
"Benimki ne biçim hayat, uymuyor ne gördüklerime ne duyduklarıma ne okuduklarıma
Ben ne biçim benim, ne kendime benziyorum ne başkalarına..."
Ben ne biçim benim, ne kendime benziyorum ne başkalarına..."
uzaktan söyle...
Yine uyandım...Yine sabah...Yine gözükara...Tüm güçlerini giyinip kuşanmış...Çelik yelekli...
saat kaç oldu sahi?
"Geceyi siyaha boyayan hüznüm olmalı. Tanıdık bir yalnızlıkla başbaşa değilim bu gece. Birşeyler yapmam lazım. Düşüncelerimin her kelimesi yorgun hüzün. Sığmıyor artık içime bu çığlık. Artık birşeyler yapmam lazım..."
kelepçe...
Vurulduğu anda başlar hapsolmaya günler geceler..Bir ömür sayacında bin rakamlı hayal..Kelepçelenmiş zaman...Zaman ki ah bir buse beklerken...
uyuyorum...
"Sen arada bir aptal görünüyorsun neden?
aklıma güvenimden...
Sen boyuna akıllı görünmeye çalışıyorsun neden?
aptallığımdan..."
aklıma güvenimden...
Sen boyuna akıllı görünmeye çalışıyorsun neden?
aptallığımdan..."
04 Ekim 2010
yaşamak dahil...
"Kimsenin anlamayacağı bir dilde konuşmak, yazmak, hatta ağlamak isterdim..."
hesap...
"Çıkar!...Çıkar da neymiş? İnsanın çıkarlarının nerede olduğunu kesinlikle söylemenin olanağı var mı ki? Öyle durumlar olur ki insan kendisi için iyilik değil, kötülük isteyebilir..."
çünkü...
"Çünkü aklım acıyor. Çünkü sevdiğime dokundukça bölünüyorum. Çünkü isyanım bir komplo..Çünkü tren devrildi, ölü çok. Çünkü ağrı bütün vücuda yayılıyor. Çünkü vurulduk. Çünkü kolaj zehri çoğulluyor. Çünkü birbirimizi işitmiyoruz. Çünkü birbirimizi istemiyoruz. Çünkü suçu üstümüze aldık. Çünkü sanki teslim olduk. Çünkü kolay ölmeyeceğiz. Çünkü..."
03 Ekim 2010
denizin ortasında...
Bugün sessizim...Sessizlik bozuyor tüm ezberleri...
geceye adımını atanlar karanlıkta yürümeyi göze alanlardır...
"Her insan elbet bir gün kaybetmek zorunda kalacak. Bazen öyle bir kaybetmeli ki insan, kazananlar zaferlerinden utanmalı. Ama yine de bu geceler seni sakinleştirmeyecek, sessiz çığlıklarını susturmayacak, yalnızlıktan kurtarmayacak, itirafların olmayacak, çırpınışlarını durdurmayacak, fark etmemeni sağlamayacak, göz yaşlarını kurutmayacak, güçlü yapmayacak, zafer hediye etmeyecek, hayallerini gerçekleştirmeyecek ve seni insandan fazlası yapmayacak...
ve unutmamalı ki; kendinden daha yukarda olmaya çalışan her insan, yüksekliklere ihtiyaç duyar..."
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)