s/ayıklamalar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
s/ayıklamalar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Haziran 2016

09 Şubat 2014

kurmalı oyuncak..

'kurmalı oyuncaklardan farksızdık..'

kurulmak.. 

sonra belki de kırılmak...
sonra dönüp dedim ki kendime;'burası dünya işte ya hu, burası bu kadar işte..'
burası durağan dalgınlıkların yeri;çıkarken bile inersin de farkına varmazsın..

24 Temmuz 2013

öyle işte...

uzun zamandır ne yazacağını bilemeyenlerin dramı var üzerimde..sürekli  içimden konuşuyorum kelimeler yorulmasın diye..ya da kelimeler içimi yormasın diye de susmuş olabilirim bilemiyorum...bir kısırdöngü hali..bir çok şeyi bilemiyorum ve bilmek de istemiyorum zaten...bilmek kadar insanın kalbini yoran bi şey var mı?
düşünmek mesela, nasıl insanı yerle bir eden bir eylem...
düşünmek bir sıkıntı....
düşünmek bir umutsuzluk..
düşünmek bir kayboluş..
düşünmek bi' düşüş bazen uçurumun en derinine..
bazende bir ölüm en fiyakalısından..çok az mutluluk barındırır içinde düşünme eylemi....yok denecek kadar az...
düşünüyorum; o halde alabildiğine huzursuzum..ötesi var mı?... yok...

bilmek mutsuzluktur..
düşünmek ise  küçük fiyakalı bir ölüm..

05 Nisan 2013

karman çorman hisler...

aklım pazar yeri gibi...çok kalabalık..çok gürültülü..çok karmaşık...
kendime gelmek istiyorum..ama olmuyor..olmuyor işte..

zihnim aşırı yorgun, kafam olmuş köstebek yuvası..nasıl anlatsam; sanki geceden rock-metal konserine gitmiş de, sabaha kadar, orda sürekli kafa sallamışım gibi tıpkı...beynim uyuşmuş...
bu kalp taşıyamıyor  artık bu bedeni...bu anlaşılamayan, bu bitmek bilmeyen hüzünleri....

kendime gelmek istiyorum..ya da kendimden alabildiğince uzaklara gitmek....gidemiyorum..olmuyor...

hiç olmadığım kadar kendime geldiğim de oluyor bazen..lakin hiç olmadığım kadar da mutsuz oluyorum işte o zaman....kaçmak istiyorum..nereye gideceğimi bilmeden....

insan nereye giderse gitsin, kendinden bir adım öteye gidebilir mi?..
kendinden kaçamıyor ki insan...kaçtığını düşün mesela; karşına çıkan herşey yine, yeni bir muamma...

olsun ya, ben yine de kendimi unutmak istiyorum bir yerlerde...
içimdeki o bitmeyen deliliği alıp yanıma...
dünyayı sallandırmak istiyorum zihnimde...

 'artık beni bu çağdan topla kalbim / bir şarkıya binip gideyim...'




02 Mart 2013

reçete...

'aklımı askıya aldım ne yapsam duygudandır 
ah akıl senin yüzünden kaçırdım yaşamayı 
aynı gemi aynı liman aynı yük 
güverteden denize iteklemek geliyor 
tayfa olup içimdeki kaptanı...'

 a.budak

04 Aralık 2012

düş/leme notları...

-biraz bahardır sözcükler..biraz kış....mevsimlik düşlerdir sessizliği bozan
-ne zaman susmaya niyetlensem, kelimeler ayaklanıp arıza çıkarıyor...atsan atılmaz, satsan satılmaz

****

arada böyle notlar düşsem ya da kendimi düşürsem mesela satırların ellerine, ellerim hiç üşümeyecek biliyorum...yansa da  kelimelerin yüreği yürek telaşımda, budur işte hayat diyeceğim, hayat budur.... 

o kıpırtılar, tıkırtılar hiç bitmesin istiyorum bazen....
bazen çok şeyler anlatmak isitiyorum da işte, sonra farkına varıyorum ki aslında hayatta yapabildiğim becerebilidğim  en güzel şey susmak'mış..bunu anlıyorum....

olsun...bir tek çayım olsun bana bir şey olmaz...çaysız bir dünya yok benim için..
kitplarım hazinem, çayım ışık yayan gözlüklerim...o olmasa belki de  göremem kitaplardaki o kalbe dokunan satırları..
fazlaca uçuyorum farkındayım...düşeceğimi de biliyorum....
lakin ben buyum, böyleyim...n'apayım düşerim kalkarım ama gene de değişmem, değişemem...
uçuş denemelerinden bir gün belki de vazgeçerim bilemiyorum..

hayat bazen çok küçük ayrıntılarda saklıdır....
her insan ise kendi iç dünyasında..
sırlıdır her şey orda ve sır'rın aynandır; baktıkça kendini görürsün kendini yaşarsın orda...

hayat devam ediyor, üstelik kış da kapıda..
kar hikayelerine hazırlanmalı...
sokaklar telaşlı....yağmurlar yorgun..
mevsimler düş sessziliğinde....
böyle zamanlarda korkmamalı insan duygularından ,ki zaten korksan da yaşanacak o duygular korkmasan da...
kendini bırakmalı...seline kapılımalı  hüznün ; yaşananlara bir çetele daha atmışken hayat...





12 Ocak 2012

z/amansız ve ıssız..

bazen herşeyi bildiğinizi sanırsınız. bu öyle bir yanılgıdır ki aslında hiçbir şey bilmediğinizi anladığınızda her şey çok geç olabilir..çok bilmek, ya da çok okumak öğrenmek, bazen insanın mutsuzluğunu artırmaya yetiyor da artıyor bile.  bugünlerde çok yazmıyorum evet.  insan mutlu olduğunda daha az yazmaya meyillidir derler. kimi zaman ise yazamamanın nedeni, aslında yazabilecekklerinin hiç birini yazamadığını görüp ümitsizliğe kapılmaktır. belki bu da yazamamanın haklı bir sebebi olabilir.. insan ne yazacağını bilemeyince, ya da kelimeler sana yabancılaştıkça, kurduğun cümlelerin sayısı  da  o derece azalıyor haliyle..


yazmak mı zor, okumak mı?...bu da farklı bir soru...


zaman durdurulamayacak kadar kendinden emin adımlarla ilerliyor.."dur bi dakika, bekle!" demeye gelmiyor..hayat saatini kuruyor ve çalıştırmaya başlıyor.. eksiksiz yerine getiriyor planladıklarını...ama sizin planladıklarınız hep havada kalıyor nedense...hayatın asık suratlı penceresinden hayata umutlu gözlerle bakmaya çalıştıkça; hayat en olmazından  planlarını kuruyor sizin için ve siz görmeden pusuya yatmış oluyor bile çoktan...planlarını tıkır tıkır işletiyor bir şekilde, bunu engelleyemiyorsunuz..aslında hayatta hiç bir şeyi planlamayacaksın; bunu yaşadım, bunu bildim hep...çünkü planladıklarının ancak kaderine düşen payı kadarını yaşayabilir ve  hayata geçirebilirsin..


ve "zaman yıllarla tartanlar yanılırlar" diye bir söz vardır..zamanı yıllar değil de yürüdüğün yollardaki izler belirler..


izleri kaybolanın hisleri de kaybolur..


ben bu kaybolmak kelimesini ne çok özümsemişim ki yazdığım her yazı da bu konuya değiniyorum..aslında kaybedenlerin "kaybolmak" kelimesini  kulllanmaları çok da şaşırtıcı olmasa gerek..böyle olması gerekiyor..zamansız ve ıssız yaşamak kaybolmanın diğer bir adıdır belki de..söylenmiyor herşey; sadece yaşanıyor..


ne ilginçtir ki, z/amansızım... ıssızım...ve hala yaşıyorum..
umut işte..







19 Aralık 2011

kardan evler..

bir şey anlatmalyım..kışı anlatmalyım mesela..karı ..kardan adamı...beyazı.....temizliği..saflığı..dünyanın ne kadar kirlendiğini böylece..kar yağınca sanki etrafımızdaki bütün karalıklar..karanlıklar..bütün pislikler temizlenecekmiş gibi bir his  var içimde....kar doğanın aydınlık süsüdür..kar içimizin karasını alan bembeyaz bir duygdur...

karın lapa lapa yağdığını görmeyeli çok oldu...karın yağışı bile değiişti artık...yağmasıyla erimesi bir oluyor..galiba küçükken kardan yaptığmız evleri özledim..evet, kardan evler...karlar eskiden öyle yağardı; dizboyu..ve karların içinde kaybolduğumuzu bilirim...ne güzel kaybolmalardı onlar öyle..ve o kardan evlerin soğuğunda nasıl da güzel ısınırdık...nasıl da mutluyduk..dünyamız nasıl da bembeyazdı, yumuşacıktı hayaller pamuk gibi....

oysa şimdilerde nerelerde kayboluyoruz, nasıl kayboluyoruz hiç bilen yok...
bir kayboluyoruz bir daha da bulan yok..
ve ben bu aralar çok kayboluyorum soran arayan bile yok
kayboldum, hadi bul bulabilirsen beni ey hayat..

11 Ekim 2011

çöp tenekesi..

yine yeniden yenilgilere başlamak için burdayım...yenilgiler olmasaydı umut ne işe yarayacaktı...böyle düşünmekte fayda var...
derin mi, göçebe mi? hangisiyim buna da karar veremedim hala....sadece aciz bir kul desem, beni anlatır mı?
sokakta çöp tenekesine çöp atarken hani kedi fırlar ya  birden çöp tenekesinden; korkarsın.
öyle işte korkuyorum hayattan; her an  karanlık boşluklarına beni fırlatacakmış gibi...

http://fizy.com/tr#s/1mv487

28 Nisan 2011

siyah..değişmiyor...

"Yaşamayı yarına erteler dururuz...
Mevsimler geçer , ceketler eskir...
Sonra yenileri gelir, onlar da eskir...
Bir beden büyümüşsünüzdür bu arada...
Müstakbel tabutumuzun hacmi de artmıştır...

Düşünmeyiz...boş veririz hep...

Delik cepler gibi...
Sayısız günler gibi....
Kara bir sevdadır dünya; karalar...
"Aşk"tır halbuki yaşamayı bilmek..."

(m.başaran)

11 Mart 2011

durup dururken...

"bir neden bulur kalp üzer insanı..." (b.tarıman)

kalp nedensiz üzer mi ki insanı? belki de üzer. akıl söyletirse, kalp de üzer, ağlatır bazen. kalp tıpkı çocuk gibidir; durup dururken ağlayabilir, ağlatabilir, sevebilir, sevdirebilir, küçücük şeylerden mutlu da olabilir.

kalp güzel şeyler barındırır içinde; eğer kararmamışsa bir noktadan sonra. en güzeli sevgiyi, aşkı, şefkati barındırması, koruyup kollaması onları, içinde taptaze tutabilmesi...

kağıt gibi inceciktir kalp, kırılmaya müsaittir. kırılan bir kalp....
kırılan bir kalp, bir daha eski haline dönebilir mi?
"dal rüzgarı affetmiştir ama, kırılmıştır bir kere..."

durup dururken sever mi ki insan, durup dururken ağlar mı....nedensiz yaşanır mı hiç, nedensiz ölünmeyeceği gibi....
ama ben durup dururken yazıyorum işte....neden, ben de bilmiyorum.
kalbim üzme beni n'olur...
"akıl bir serçeyi avuç içerisinde tutmaksa, kalp avucunun içine kendini koymaktır..(sıfırbir)

avucunu aç bir bak, ne görüyorsun?
hiç....

29 Ocak 2011

iki kere iki...

ne yazayım?
neden yazayım?
niye?
bir arpa boyu yol alamadıktan sonra..
koca bir hiçlik gelip de oturmuşsa orta yerine düş(ünce)lerimin
tahttan indirmişse o erişilmez yürek padişahını..
her saltanatın bir sonu vardır mutlaka..
***
her yol  bir g/özetleme kulesi...
özetlersek kısaca; sanırım suskunları oynuyorum...

08 Kasım 2010

sığınak...

Sana ait olmayan, senden olmayan şeylere kalbini bağlamak, yükdür kalbe.
Bir ömür yaşamışsındır da hani, doldurmuşsundur öyle hiç düşünmeden lüzümsuz şeyleri kalbine, kalp yüklenmiştir öyle eften püften şeylerle. Yorgun, bitap düşmüştür; taşımaktan,  yüklenmekten dünyanın binbir türlü derdini.
Naiftir, ince yapılıdır kalp, taşımaya gücü yeter mi sandın onca yükü!
Yok yok,  zamanı geldi işte. Dök şu kalbinin yüklerini dünyanın kucağına da  derdin hafiflesin biraz. O nazenin kalbinin yüzü gülsün!
Bak işte nasıl da kalbin atıyor, nasıl da arıyor kendine dost olanı, kendine yar olanı...
Kalbine iyi bak e mi,  iyi bak ki...kalp bu !...Hangi yöne çevirirsen...