08 Şubat 2012

celladıma gülümserken..

....
laboratuvarda çalışanlara sorarsanız
ruhum sahte
evi nepal’de kalmış
slovakyalı salyangozdur ruhum
sınıfları doğrudan geçip
gerçekleri gören gençlerin gözünde..

acaba kim bilen doğrusunu? hatta ben
kıyı bucak kaçıran ben ruhumu
sanki ne anlıyorum..

...
ben oysa
herkes gibi
herkesin ortasında
burada, bu istasyonda, bu siyah
paltolu casusun eşliğinde
en okunaklı çehremle bekliyorum
oyundan çıkmıyorum
korkuyorum sıram geçer
biletim yanar diye
önümde bir yığın açalya
bir sürü çarkıfelek
gergin çenekli cesetleriyle
önümde binlerce çiçek
korkuyorum sıra sende
sen de başla ve bitir diyecek.

yo, hayır
yapamaz bunu, yapmasın bana dünya
söyleyin
aynada iskeletini
görmeye kadar varan kaç
kaç kişi var şunun şurasında?
...
i.özel.

12 Ocak 2012

z/amansız ve ıssız..

bazen herşeyi bildiğinizi sanırsınız. bu öyle bir yanılgıdır ki aslında hiçbir şey bilmediğinizi anladığınızda her şey çok geç olabilir..çok bilmek, ya da çok okumak öğrenmek, bazen insanın mutsuzluğunu artırmaya yetiyor da artıyor bile.  bugünlerde çok yazmıyorum evet.  insan mutlu olduğunda daha az yazmaya meyillidir derler. kimi zaman ise yazamamanın nedeni, aslında yazabilecekklerinin hiç birini yazamadığını görüp ümitsizliğe kapılmaktır. belki bu da yazamamanın haklı bir sebebi olabilir.. insan ne yazacağını bilemeyince, ya da kelimeler sana yabancılaştıkça, kurduğun cümlelerin sayısı  da  o derece azalıyor haliyle..


yazmak mı zor, okumak mı?...bu da farklı bir soru...


zaman durdurulamayacak kadar kendinden emin adımlarla ilerliyor.."dur bi dakika, bekle!" demeye gelmiyor..hayat saatini kuruyor ve çalıştırmaya başlıyor.. eksiksiz yerine getiriyor planladıklarını...ama sizin planladıklarınız hep havada kalıyor nedense...hayatın asık suratlı penceresinden hayata umutlu gözlerle bakmaya çalıştıkça; hayat en olmazından  planlarını kuruyor sizin için ve siz görmeden pusuya yatmış oluyor bile çoktan...planlarını tıkır tıkır işletiyor bir şekilde, bunu engelleyemiyorsunuz..aslında hayatta hiç bir şeyi planlamayacaksın; bunu yaşadım, bunu bildim hep...çünkü planladıklarının ancak kaderine düşen payı kadarını yaşayabilir ve  hayata geçirebilirsin..


ve "zaman yıllarla tartanlar yanılırlar" diye bir söz vardır..zamanı yıllar değil de yürüdüğün yollardaki izler belirler..


izleri kaybolanın hisleri de kaybolur..


ben bu kaybolmak kelimesini ne çok özümsemişim ki yazdığım her yazı da bu konuya değiniyorum..aslında kaybedenlerin "kaybolmak" kelimesini  kulllanmaları çok da şaşırtıcı olmasa gerek..böyle olması gerekiyor..zamansız ve ıssız yaşamak kaybolmanın diğer bir adıdır belki de..söylenmiyor herşey; sadece yaşanıyor..


ne ilginçtir ki, z/amansızım... ıssızım...ve hala yaşıyorum..
umut işte..







19 Aralık 2011

kardan evler..

bir şey anlatmalyım..kışı anlatmalyım mesela..karı ..kardan adamı...beyazı.....temizliği..saflığı..dünyanın ne kadar kirlendiğini böylece..kar yağınca sanki etrafımızdaki bütün karalıklar..karanlıklar..bütün pislikler temizlenecekmiş gibi bir his  var içimde....kar doğanın aydınlık süsüdür..kar içimizin karasını alan bembeyaz bir duygdur...

karın lapa lapa yağdığını görmeyeli çok oldu...karın yağışı bile değiişti artık...yağmasıyla erimesi bir oluyor..galiba küçükken kardan yaptığmız evleri özledim..evet, kardan evler...karlar eskiden öyle yağardı; dizboyu..ve karların içinde kaybolduğumuzu bilirim...ne güzel kaybolmalardı onlar öyle..ve o kardan evlerin soğuğunda nasıl da güzel ısınırdık...nasıl da mutluyduk..dünyamız nasıl da bembeyazdı, yumuşacıktı hayaller pamuk gibi....

oysa şimdilerde nerelerde kayboluyoruz, nasıl kayboluyoruz hiç bilen yok...
bir kayboluyoruz bir daha da bulan yok..
ve ben bu aralar çok kayboluyorum soran arayan bile yok
kayboldum, hadi bul bulabilirsen beni ey hayat..