havasız mı kaldı dünya,
kirletenler kim?
her gün mutlaka gece oluyor
güneşi kirleten kim?
****
yeni yıl mı gelmiş?
banane!
ben eskileri severim
eskicileri bir de...
....
ben gelenlerin değil..
gidenlerin yanındayım..
bir suçluyu en çok kim korur?
diğer bir suçlu..
bir çocuğa en çok kim güvenir?
diğer bir çocuk...
...
yeni yıl, gelme hiç!
gene böyle seveceksen
yıkacaksan ortalığı, yakacaksan
hiç gelme!
yazacaksan temiz bir şeyler
beyazlat önce sayfalarını
kirli çamaşırlarını kapıda bırak...
ya da gelme..
geleceksen de
usul usul gel
uslu ol !
geceyi uyandırma....
******
bildiğin gibi değil !
bilidiğin gibi değil !
hayat,
yeni yıldan sana hayır yok
on üzerinden sıfır
git kendine çalış...
biraz da zayıflarını kurtar...
29 Aralık 2010
durma şahit yazarlar...
"...ilk girenin vurulacağı kapılar biliriz
şimdilik gündüz gözüyle seveceğiz
ağır ağır gideceğiz, aşk meskûn mekân
en iyi savunma ölümdür sevgilim
fakat yaşamak için hafifletici nedenler var..."
(f.çalışkan)
şimdilik gündüz gözüyle seveceğiz
ağır ağır gideceğiz, aşk meskûn mekân
en iyi savunma ölümdür sevgilim
fakat yaşamak için hafifletici nedenler var..."
(f.çalışkan)
28 Aralık 2010
gittikçe küçüldü gemi..
"...başını kaçırdım hayatın
bu yüzden sonunu anlayamıyorum..."
(f. çalışkan)
http://fizy.com/#s/1m60ql
bu yüzden sonunu anlayamıyorum..."
(f. çalışkan)
http://fizy.com/#s/1m60ql
27 Aralık 2010
vefa(sız)...
..ah be vefa/sız!
sen de gittin ya!
bir yanım sende
bir yanım nerde
bilmiyorum...
sen de gittin ya vefa/sız!
yollar ıssız
mevsimler sessiz kaldı
sen gideli..
sen de gittin ya!
sözüm de bitti ardından..
şimdi bahara veda zamanı...
http://fizy.com/#s/1ah68i
sen de gittin ya!
bir yanım sende
bir yanım nerde
bilmiyorum...
sen de gittin ya vefa/sız!
yollar ıssız
mevsimler sessiz kaldı
sen gideli..
sen de gittin ya!
sözüm de bitti ardından..
şimdi bahara veda zamanı...
http://fizy.com/#s/1ah68i
25 Aralık 2010
(b)aşka (b)akış...
"...bakma sen
bir gün başka döner dünya
aşk kazanır
insan kazanır
....
bakma
betonları basar çiçek
hayat kazanır..."
(h.geçkin) 23 Aralık 2010
ya kendimiz diye bir ülke hiç yoksa...
"...bu düşte yerçekimi yok!..."
"...yağmur, elini uzatıp bana gerçekten dokunan tek şey!..."
"...neyse ki gölgeler hiçbir adreste ikamet etmiyor...."
...
“… senin içinde olduğun anda bütün görüntüler kamaştırıyordu gözlerimi. çünkü o kamaşmanın sona ermesinden anlıyordum gözlerden kaybolduğunu, şimdi camları bu kadar kalın bir gözlük takıyorsam bunun sebebi biraz da sensin. tamam, ırsî bir tarafı var ama olmasa da yine de arızalandı sana bakmaktan…”
....
"...bence siz kendi kendinizle konuşmuyordunuz. siz kafanızın içindeki biriyle konuşuyordunuz. bu ikisi farklı şeyler. o kadar farklı ki; birincisine delilik, ikincisine yalnızlık diyor uzmanlar...."
(g.özcan/serçe parmağı)
"...yağmur, elini uzatıp bana gerçekten dokunan tek şey!..."
"...neyse ki gölgeler hiçbir adreste ikamet etmiyor...."
...
“… senin içinde olduğun anda bütün görüntüler kamaştırıyordu gözlerimi. çünkü o kamaşmanın sona ermesinden anlıyordum gözlerden kaybolduğunu, şimdi camları bu kadar kalın bir gözlük takıyorsam bunun sebebi biraz da sensin. tamam, ırsî bir tarafı var ama olmasa da yine de arızalandı sana bakmaktan…”
....
"...bence siz kendi kendinizle konuşmuyordunuz. siz kafanızın içindeki biriyle konuşuyordunuz. bu ikisi farklı şeyler. o kadar farklı ki; birincisine delilik, ikincisine yalnızlık diyor uzmanlar...."
(g.özcan/serçe parmağı)
22 Aralık 2010
yaz tahtaya...
düşmek...
düşlerin
en yalın haline..
ve en anlamsız
düş ve büyü
düşmeden büyüyemezsin..
düşlerin
en yalın haline..
ve en anlamsız
düş ve büyü
düşmeden büyüyemezsin..
20 Aralık 2010
kayıtlı hüzünler...
"...her şeyi anlamak zorunda değiliz. kaç yaşında olduğunu anlamak için kesilir mi bir ağaç. bir dalgıç nasıl siler gözyaşlarını. kederli günlerde bağlanmaya daha açık oluyor insan. ama zaten her şey yolunda giderken kim sevebilir. bizi bir araya getiren sebepler ayıran sebeplerle aynı. ama şimdi bunlar biraz hüzünlü konular özet geçelim..."
*****
"...insan bir yerde doğdu mu oralı olmuyor, o zamanlı oluyor daha çok. memleketi o zaman oluyor. doğduğumuz büyüdüğümüz şehirdeki bütün değişimleri hüzünle kaydetmemizin nedeni bu. hüzünlenmek için illa somut bir yıkıma da gerek yok. "eskiden bu okulun kapısı paslıydı ne güzeldi" diye üzüldüğüm de oldu. konu doğduğumuz yerin mazisi olunca asla vazgeçemeyeceğimiz takıntılar var çünkü. renkler var, sesler var, kokular var, binlerce ıvır zıvır var. sonsuza kadar yitirilmiş anlar var. insan zamanını durdurmak istediği yere aittir..."
(e.serbes)
*****
"...insan bir yerde doğdu mu oralı olmuyor, o zamanlı oluyor daha çok. memleketi o zaman oluyor. doğduğumuz büyüdüğümüz şehirdeki bütün değişimleri hüzünle kaydetmemizin nedeni bu. hüzünlenmek için illa somut bir yıkıma da gerek yok. "eskiden bu okulun kapısı paslıydı ne güzeldi" diye üzüldüğüm de oldu. konu doğduğumuz yerin mazisi olunca asla vazgeçemeyeceğimiz takıntılar var çünkü. renkler var, sesler var, kokular var, binlerce ıvır zıvır var. sonsuza kadar yitirilmiş anlar var. insan zamanını durdurmak istediği yere aittir..."
(e.serbes)
19 Aralık 2010
güvercinleri sevindirin...
"...her sabah
uyandığımda,
gördüğüm düşü hayra yorarım
açmasına açarım da
göğsümün altın kafesini
korkarım
ya bu gece
güvercinler
yüreğimden başka bir ülkeye
göç etmişlerse...."
(b.aysan)
uyandığımda,
gördüğüm düşü hayra yorarım
açmasına açarım da
göğsümün altın kafesini
korkarım
ya bu gece
güvercinler
yüreğimden başka bir ülkeye
göç etmişlerse...."
(b.aysan)
17 Aralık 2010
içimdeki sesler...
rabbim, sevgi verdin bize açlığımızı gidermek için;
sevgiyi aç bıraktık, açıkta bıraktık....
aşk verdin bize susuzluğumuzu gidermek için;
aşkı anlamsız yerlerde aradık.
aşkı nefsimizle suladık.
akıl verdin bize daha iyi görebilmek için;
aklımızı yitirdik, hayatımızı figüran g/özlere hapsettik..
kalp verdin bize daha iyi duyabilmek için;
açmazlara ittik kendi ellerimizle, benliğimizi yitirdik.
kalbimize ihanet ettik..
bunca nankörlük... bunca yüzsüzlük...
biliyorum, tutulacak hiç bir tarafımız yok!
ama tutunacak bir tek SEN varsın rabbim!
sana geldim....
sevgiyi aç bıraktık, açıkta bıraktık....
aşk verdin bize susuzluğumuzu gidermek için;
aşkı anlamsız yerlerde aradık.
aşkı nefsimizle suladık.
akıl verdin bize daha iyi görebilmek için;
aklımızı yitirdik, hayatımızı figüran g/özlere hapsettik..
kalp verdin bize daha iyi duyabilmek için;
açmazlara ittik kendi ellerimizle, benliğimizi yitirdik.
kalbimize ihanet ettik..
bunca nankörlük... bunca yüzsüzlük...
biliyorum, tutulacak hiç bir tarafımız yok!
ama tutunacak bir tek SEN varsın rabbim!
sana geldim....
14 Aralık 2010
bilmeli...
"onun güzelliğini herkes görüyorsa;
o bence az güzeldir
herkes biliyorsa;
o bence hiç güzel değildir
onun güzelliğini yalnız ben görüyorsam;
bu sevgidir
yalnız ben biliyorsam;
bu aşktır
hiç kimse görmüyorsa;
bu yalnızlıktır..."
(ö.asaf)
o bence az güzeldir
herkes biliyorsa;
o bence hiç güzel değildir
onun güzelliğini yalnız ben görüyorsam;
bu sevgidir
yalnız ben biliyorsam;
bu aşktır
hiç kimse görmüyorsa;
bu yalnızlıktır..."
(ö.asaf)
09 Aralık 2010
5n1k...
hayat canını sıkarsa, nefes al geçer...
***
neden her zaman kaçan kovalanır?
niye insanlar yalan söylerken gözlerini kaçırırlar(gerçi gözünün içine baka baka yalan söyleyenler de yok değil)?
zaman mı geçer insanın bir nefeslik ömründen, insan mı zamanın içinden geçer yoksa yorgun düşleriyle?
ve kediler neden dört ayak üstüne düşerler?
nerede bir kelime görsem boynu bükük, kucaklamak istiyorum, neden?
çünkü ben "yalnız"ları seviyorum, ya sen?
öznesi olmayan cümleleri kim kapattı içime
kim?...
mütemadiyen kelimelerden ürküyorum...5n1k...
***
neden her zaman kaçan kovalanır?
niye insanlar yalan söylerken gözlerini kaçırırlar(gerçi gözünün içine baka baka yalan söyleyenler de yok değil)?
zaman mı geçer insanın bir nefeslik ömründen, insan mı zamanın içinden geçer yoksa yorgun düşleriyle?
ve kediler neden dört ayak üstüne düşerler?
nerede bir kelime görsem boynu bükük, kucaklamak istiyorum, neden?
çünkü ben "yalnız"ları seviyorum, ya sen?
öznesi olmayan cümleleri kim kapattı içime
kim?...
mütemadiyen kelimelerden ürküyorum...5n1k...
mutluluk...
"...rıza tohumunu kalbe ekip,
şükür suyu ile sularsan!
tattığın çoğu şeyin adı mutluluk olur..."
(gülce)
şükür suyu ile sularsan!
tattığın çoğu şeyin adı mutluluk olur..."
(gülce)
07 Aralık 2010
gamlı uçak...
"..varış nereye, ne zaman kaptan
boğulduk boşluklardan
ne gökyüzüm var ne yolcum
tarifesiz uçuşlardan..."
http://fizy.com/#s/1ajf3r
boğulduk boşluklardan
ne gökyüzüm var ne yolcum
tarifesiz uçuşlardan..."
http://fizy.com/#s/1ajf3r
öyleyse..
...var bu işte bir yalnızlık;
koşsan düşersin.
yürüsen yetişemezsin.
beklesen kaybedersin...
koşsan düşersin.
yürüsen yetişemezsin.
beklesen kaybedersin...
06 Aralık 2010
nehirler taştı içimde...
içimden neler geçiyor bir bilsen...
bir yağmur tanesi olsam diyorum
bir kar tanesi olsam ya da
yağsam!
bir dağ başına
sislerin arasında kaybolsam..
***
rabbim, tutunamayanlardan oldum hep
tuttuğum dalı kırdım!
hep geç kalıyorum bir yerlere
sana geç kalmaktansa diyorum
kalayım
bir ömür boyu yangınlarda....
bir yağmur tanesi olsam diyorum
bir kar tanesi olsam ya da
yağsam!
bir dağ başına
sislerin arasında kaybolsam..
***
rabbim, tutunamayanlardan oldum hep
tuttuğum dalı kırdım!
hep geç kalıyorum bir yerlere
sana geç kalmaktansa diyorum
kalayım
bir ömür boyu yangınlarda....
03 Aralık 2010
boş(lukta) sallanan gri düşler...
-boş musun, biraz dolaşalım diyecektim?
-olur, ölüler mahallesine ne dersin?
***
-boş musun, gökyüzüne kaçalım mı?
-evet boşum, bomboşum!
boşalttım içini hayallerimin çöpçüyü bekliyorum....
***
"...sözünde, özünde, hayatında olmayacak, hemen doldururlar istemediğin şeylerle. pazarlamacısı çook!.."
(suvari)
-olur, ölüler mahallesine ne dersin?
***
-boş musun, gökyüzüne kaçalım mı?
-evet boşum, bomboşum!
boşalttım içini hayallerimin çöpçüyü bekliyorum....
***
"...sözünde, özünde, hayatında olmayacak, hemen doldururlar istemediğin şeylerle. pazarlamacısı çook!.."
(suvari)
02 Aralık 2010
boşver, unut ya da...
-boş musun?
-boşluktayım!
-neyse, boş bulundum sordum.
-boşver! boşlukları dolduralım;
boşa almışken hayatı...
http://fizy.com/#s/1ajf3m
-boşluktayım!
-neyse, boş bulundum sordum.
-boşver! boşlukları dolduralım;
boşa almışken hayatı...
http://fizy.com/#s/1ajf3m
nasıl anlatmalı?
"...ne kadar görmezden gelmeye çalışsak da...
hayatı bütün bilgisi ve bilgeliğiyle kucaklayabilmek için...
bazen...
evet! buralardan "kaçmak" gerekiyor!
çocuksu oyunlar yerine bir "çocuk" gibi hayata baştan başlamak gerekiyor..."
bazen...
evet! buralardan "kaçmak" gerekiyor!
çocuksu oyunlar yerine bir "çocuk" gibi hayata baştan başlamak gerekiyor..."
(h.babaoğlu)
****
"çocukluğunu cebine sıkıştırıp kaç buralardan, çünkü sadece senin olan tek şeydir o!.. "http://fizy.com/#s/1lscjy
30 Kasım 2010
29 Kasım 2010
hayalle ufuk arasında bir yerde...
"...bitmeye mahkum bir şarkının ilk ezgisine takılmışsa ümitlerimiz, zamanın bizle görülecek hesabı var demektir..."
25 Kasım 2010
hiç...
"bu sabah aynaya baktım, kimseyi göremedim..."
***
üşüyorum...
***
üşüyorum...
evet, üşüyorum. hem de çok üşüyorum. bahara aldanmış göçmen kuşlar gibi üşüyorum. yaz ortasında dallarına ayaz vurmuş çiçekler gibi. öksüz, yetim bırakılmış, sokak ortasına kalakalmış, küçücük bir çocuğun küçücük kalbi kadar acımasızca üşüyorum...
üşümek dedim de, üşümek güzel şey.
yanmanın hazzını duyabilmek için, üşümeliyim elbet...
üşümeliyim; kendime, kendi ettiklerime...
üşümeliyim; yaptıklarıma, yapamadıklarıma..
üşümeliyim; zikirsizliğime, fikirsizliğime, şükürsüzlüğüme...
üşümeleyim; günahlara düşmüş, nefsime tutsak olmuş kalbime...
üşümeliyim; kelepçelenmiş ruhuma, susturulmuş umutlarıma,
umduklarıma, uy(u)duklarıma, unuttuklarıma...
üşümeliyim elbet, üşümeliyim!derin bir yerlerde ta baharı hissedene dek.
üşümeliyim!
hem bahara açılacaksa eğer tüm kapılar, üşümekten kim usanır ki....
üşümeliyim!
24 Kasım 2010
(ç)öz(üm)süz yalnızlıklar...
ben mi istedim ağlamayı
yaşamak çok zormuş be anne
büyümek...sevmek...özlemek...
çok zormuş!
ben mi istedim büyümeyi
ağlarsam kızma
sakın kızma e mi anne!
http://fizy.com/#s/1agxat
yaşamak çok zormuş be anne
büyümek...sevmek...özlemek...
çok zormuş!
ben mi istedim büyümeyi
ağlarsam kızma
sakın kızma e mi anne!
http://fizy.com/#s/1agxat
23 Kasım 2010
tuşların tıkırtısı...
son moda dizüstü aşklar revaçta şimdi. yok pahasına gidiyor. alan memnun satan memnun. yüzyıllık yalnızlıklara az kaldı...
22 Kasım 2010
çocuksun sen...
"...hani avuçlarından dökülen
kum taneleri var ya
onlardan birindeyim
yeni bir yolculuğa çıkıyorum
kar yağıyor
bir aşk tipiye tutuluyor daha ilk dönemeçte...
çocuksun sen;
sesindeki tipiye tutulduğum
dönüşen
ve suya dönüşen sorular soruyorsun
sesin bir çağlayan olup dolduruyor uçurumlarımı
kötü bir anlatıcıyım oysa ben
ve ne zaman..."
a.telli
kum taneleri var ya
onlardan birindeyim
yeni bir yolculuğa çıkıyorum
kar yağıyor
bir aşk tipiye tutuluyor daha ilk dönemeçte...
çocuksun sen;
sesindeki tipiye tutulduğum
dönüşen
ve suya dönüşen sorular soruyorsun
sesin bir çağlayan olup dolduruyor uçurumlarımı
kötü bir anlatıcıyım oysa ben
ve ne zaman..."
a.telli
21 Kasım 2010
çetrefilli...
seviyorsun bol;
kızıyorsun dar geliyor.
sessiz kalsan üzerinden düşüyor.
ölçüler mi yanlış;
yoksa yanlış yerden mi b/akıyorsun hayata...?
kızıyorsun dar geliyor.
sessiz kalsan üzerinden düşüyor.
ölçüler mi yanlış;
yoksa yanlış yerden mi b/akıyorsun hayata...?
20 Kasım 2010
söylentiler...
hiçsizliğin hissizliği b/ulaşmışken
gözlerine
kaçacak ilk yerin
yüreğin olduğunu unuttun mu?
gözlerine
kaçacak ilk yerin
yüreğin olduğunu unuttun mu?
17 Kasım 2010
13 Kasım 2010
bu serçeler ne zamandır burda?.
cebimde gezdiriyorum
zamanı
aşkı
rastladığım ilk kuş sürüsüne
savuracağım
bırakıp ilk kuşun gagasına
mavileri
masallara döneceğim sonra
anlatılan dünyada..
zamanı
aşkı
rastladığım ilk kuş sürüsüne
savuracağım
bırakıp ilk kuşun gagasına
mavileri
masallara döneceğim sonra
anlatılan dünyada..
12 Kasım 2010
yağmursuz duygular(3)...
"...İnsanları kendileri ya da başkaları nezdinde küçük düşürmek için söylediğimiz her şey de yine nefsimizin bir planı... Kimseye bir hayrımız dokunmadığı halde sırf insanlar bizden sözetsinler, beğenilme ihtirasımızı doyursunlar diye bulduğumuz bütün o cafcaflı kelimeler de nefsimizin icadı... Başkalarında bulduğumuz kötülükleri ifade eden bütün kelimeler, nefsimizin bizi kendimizden bigâne tutmak için örttüğü perdelerdir. Kendimize bakabildiğimiz zamanlarda açarız bir bir o perdeleri... Bize dost kelimeler, bizim ayıplarımızı ortaya döken, yanlışlarımızı önümüze koyan, canımızı yakan kelimelerdir daha ziyade..." g.özcan
-----
bugünlerde iyice hissizleştiğimi düşünüyorum..kelimesizleştiğimi ya da daha çok. kelimesizleşenler haliyle hisssizleşiyor da..gökyüzüne baktım da, yağmur da yağmıyor artık...iklimler değişiyor..kelimeler dilsizleşmekte ısrarlı...ilan vermek istiyorum ruhumun sayfalarına; "kelimelerimi kaybettim hükümsüzdür" diye...
-----
bugünlerde iyice hissizleştiğimi düşünüyorum..kelimesizleştiğimi ya da daha çok. kelimesizleşenler haliyle hisssizleşiyor da..gökyüzüne baktım da, yağmur da yağmıyor artık...iklimler değişiyor..kelimeler dilsizleşmekte ısrarlı...ilan vermek istiyorum ruhumun sayfalarına; "kelimelerimi kaybettim hükümsüzdür" diye...
11 Kasım 2010
kedi kırıkları...
"..birbirinin üstüne ters çevirerek içimdeki iskemleleri uzaklaşırım aranızdan çarşıda kaybolan bir çocuğun elinde soğuyan anne sıcaklığı hızıyla..." |
s.akın |
yaşamın kıyısına vuran düşler...
...bazen "yaşamak" bir deniz kıyısında oturup gelip geçen gemileri seyretmek kadar mutluluk verse de insana, mutluluk denen şey dilimizdeki o kremalı nakaratlardan başka nedir?...
dinlemek seyretmek güzel olsa da ufukta kaybolan gemileri; avucumda kalan yalnızlığın o son hırçın bakışlarını, fırlatıp içimdeki denizlere, bir martı olup seyretmek varken uzaktan; şimdi ne desem boş bir bakış kadar anlamsız gelecek...
dalgalı denizler kadar hırçındır yalnızlığın sözleri...ağır...ve asi...
denizler dalgalanmadan durulmaz...
ya içimdeki gel-geç sevdalar?
dinlemek seyretmek güzel olsa da ufukta kaybolan gemileri; avucumda kalan yalnızlığın o son hırçın bakışlarını, fırlatıp içimdeki denizlere, bir martı olup seyretmek varken uzaktan; şimdi ne desem boş bir bakış kadar anlamsız gelecek...
dalgalı denizler kadar hırçındır yalnızlığın sözleri...ağır...ve asi...
denizler dalgalanmadan durulmaz...
ya içimdeki gel-geç sevdalar?
kör(ebe)...
...hayat böyledir işte, mızıkçıdır hep. saklambaç oynamaya kalkarsın, hep sen ebe olursun. göz yummaz hayat sana hiç, hele arkasını hiç dönmez. her an takiptedir seni. sen saklandım sanırsın ama o hiç ummadığın anda sobeler seni. zaten sobeleyen hep odur. ara sıra kendini atlatırsın ama, ona yakalanmaktan asla kurtulamazsın...
senden gerçekten korkulur be hayat, sen neymişsin!...
senden gerçekten korkulur be hayat, sen neymişsin!...
10 Kasım 2010
oyun bahçesi...
çocuk oldum hayatla
oyunlar oynadım...
hayat çocuklaşınca
yoruldum
bırakıp kaçtım...
yorulmak mı zor dediler
bırakıp kaçmak mı?
sustum...
***
bir gün biri;
dönme dolap gibidir demişti hayat; başını döndürür...
inanmamıştım...
peki şimdi kalbimin etrafında sürekli dönüp duran bu düşler ne?
http://fizy.com/#s/1lut3n
oyunlar oynadım...
hayat çocuklaşınca
yoruldum
bırakıp kaçtım...
yorulmak mı zor dediler
bırakıp kaçmak mı?
sustum...
***
bir gün biri;
dönme dolap gibidir demişti hayat; başını döndürür...
inanmamıştım...
peki şimdi kalbimin etrafında sürekli dönüp duran bu düşler ne?
http://fizy.com/#s/1lut3n
09 Kasım 2010
elde var hüzün...
biriktim, biriktirdim
topladım, çıkardım, çarptım...
ezberledim
bazen
böldüm, bölündüm...
yazdım çizdim
karaladım
döndüm dolandım durdum...
bekle dedi biraz
orda kaldım
bekledim..
sonra ne mi oldu?
olmadı!
çalışmadığım yerden sordu hayat...
topladım, çıkardım, çarptım...
ezberledim
bazen
böldüm, bölündüm...
yazdım çizdim
karaladım
döndüm dolandım durdum...
bekle dedi biraz
orda kaldım
bekledim..
sonra ne mi oldu?
olmadı!
çalışmadığım yerden sordu hayat...
Kafka' dan...
“insanlarla içli dışlı olmak insanın kendi kendisini göz hapsine almasını getirir peşi sıra...”
“sorularımın neden yanıtsız kaldığına şaşardım eskiden. artık soru sorabileceğime olan güvenime şaşırıyorum... nedir; gerçekten güvenmiyordum, sadece soruyordum...”
“kötü'ye bir kez yol verdin mi, artık kendisine inanılmasını beklemez...”
“doğru yol gergin bir ip boyunca ilerler; yükseğe değil, yerin az üzerine çekilmiştir ip. üzerinde ilerlemekten çok insanı çelmelemek için çekilmiş gibidir...”
“sonbaharda yollar gibi; süpürüp temizliyorsun...az sonra kurumuş yapraklarla kaplanıyor üzeri...”
“sorularımın neden yanıtsız kaldığına şaşardım eskiden. artık soru sorabileceğime olan güvenime şaşırıyorum... nedir; gerçekten güvenmiyordum, sadece soruyordum...”
“kötü'ye bir kez yol verdin mi, artık kendisine inanılmasını beklemez...”
“doğru yol gergin bir ip boyunca ilerler; yükseğe değil, yerin az üzerine çekilmiştir ip. üzerinde ilerlemekten çok insanı çelmelemek için çekilmiş gibidir...”
“sonbaharda yollar gibi; süpürüp temizliyorsun...az sonra kurumuş yapraklarla kaplanıyor üzeri...”
08 Kasım 2010
sığınak...
Sana ait olmayan, senden olmayan şeylere kalbini bağlamak, yükdür kalbe.
Bir ömür yaşamışsındır da hani, doldurmuşsundur öyle hiç düşünmeden lüzümsuz şeyleri kalbine, kalp yüklenmiştir öyle eften püften şeylerle. Yorgun, bitap düşmüştür; taşımaktan, yüklenmekten dünyanın binbir türlü derdini.
Naiftir, ince yapılıdır kalp, taşımaya gücü yeter mi sandın onca yükü!
Yok yok, zamanı geldi işte. Dök şu kalbinin yüklerini dünyanın kucağına da derdin hafiflesin biraz. O nazenin kalbinin yüzü gülsün!
Bak işte nasıl da kalbin atıyor, nasıl da arıyor kendine dost olanı, kendine yar olanı...
Kalbine iyi bak e mi, iyi bak ki...kalp bu !...Hangi yöne çevirirsen...
Bir ömür yaşamışsındır da hani, doldurmuşsundur öyle hiç düşünmeden lüzümsuz şeyleri kalbine, kalp yüklenmiştir öyle eften püften şeylerle. Yorgun, bitap düşmüştür; taşımaktan, yüklenmekten dünyanın binbir türlü derdini.
Naiftir, ince yapılıdır kalp, taşımaya gücü yeter mi sandın onca yükü!
Yok yok, zamanı geldi işte. Dök şu kalbinin yüklerini dünyanın kucağına da derdin hafiflesin biraz. O nazenin kalbinin yüzü gülsün!
Bak işte nasıl da kalbin atıyor, nasıl da arıyor kendine dost olanı, kendine yar olanı...
Kalbine iyi bak e mi, iyi bak ki...kalp bu !...Hangi yöne çevirirsen...
06 Kasım 2010
04 Kasım 2010
unutulan...
takvimler fısıldamıştı;
büyüdün demişti..
hatta..
sonbaharda sararan
hüzün çiçekleri
fısıldamıştı;
büyüdün!
oysa büyümüştüm
büyümesine de...
unutmuştum!
yüreğim
ve
bir yanım
hep çocuk kalmıştı...
büyüdün demişti..
hatta..
sonbaharda sararan
hüzün çiçekleri
fısıldamıştı;
büyüdün!
oysa büyümüştüm
büyümesine de...
unutmuştum!
yüreğim
ve
bir yanım
hep çocuk kalmıştı...
şemsiye...
aylardan kasım
mevsimlerden yalnızlık
olsa da
günlerin kucağında
hep bir umut
umutlar şemsiye hüznüme;
ıslanırken gözlerim
yüreğim
sözlerim bitti bitecek derken
aylardan kasım
mevsimlerden keder
olsa da
günlerin kucağında
hep bir umut..
http://fizy.com/#s/1lv5fk
mevsimlerden yalnızlık
olsa da
günlerin kucağında
hep bir umut
umutlar şemsiye hüznüme;
ıslanırken gözlerim
yüreğim
sözlerim bitti bitecek derken
aylardan kasım
mevsimlerden keder
olsa da
günlerin kucağında
hep bir umut..
http://fizy.com/#s/1lv5fk
03 Kasım 2010
kapsama alanı dışı...
"...neşeli ya da hüzünlü ya da dalgın ya da düşünceli ya da kibar olmak istiyorsan, bu durumları tek tek bütün ayrıntılarıyla oynaman gerekiyordu yalnızca..."
***
"...kendim olmalıyım diye tekrarlıyordum...onlara hiç aldırmadan, onların seslerine, kokularına, isteklerine, sevgilerine ve nefretlerine aldırmadan kendim olmalıyım ben, kendim olmalıyım diye tekrarlıyordum; sehpanın üzerinde memnun duran ayaklarıma bakarak.. çünkü kendim olmazsam onların olmamı istedikleri biri oluyorum
ve onların olmamı istedikleri o insana hiç katlanamıyorum ve onların olmamı istedikleri o dayanılmaz kişi olacağıma hiçbirşey olmayayım ya da hiç olmayayım daha iyi diye düşünüyordum..."
***
"...kendim olmalıyım diye tekrarlıyordum...onlara hiç aldırmadan, onların seslerine, kokularına, isteklerine, sevgilerine ve nefretlerine aldırmadan kendim olmalıyım ben, kendim olmalıyım diye tekrarlıyordum; sehpanın üzerinde memnun duran ayaklarıma bakarak.. çünkü kendim olmazsam onların olmamı istedikleri biri oluyorum
ve onların olmamı istedikleri o insana hiç katlanamıyorum ve onların olmamı istedikleri o dayanılmaz kişi olacağıma hiçbirşey olmayayım ya da hiç olmayayım daha iyi diye düşünüyordum..."
02 Kasım 2010
yıldızlı oyun...
...çocukken yıldızlarla göz göze gelirdik gecelerde...çocukluk bu ya, bana hep göz kırptıklarını düşünürdüm uzaklardan, gözlerimi kaçırırdım arada bir...kaybolacaklar diye de ödüm kopardı hani...şimdi nerde o yıldızlar hiç bilmem...kaçıncı uykularındalar mesela, kimlere göz kırpıyorlar?
...
yıldızlı gecelerdeki yıldızlı düşler...dilimde parlayan heceler...
feri söndü, kayboldu o masum çocukça hayallerimiz...
ve kaybolup gittik; tıpkı o kaybolan yıldızlar gibi...
...
yıldızlar gitti, oyun bitti...
...
yıldızlı gecelerdeki yıldızlı düşler...dilimde parlayan heceler...
feri söndü, kayboldu o masum çocukça hayallerimiz...
ve kaybolup gittik; tıpkı o kaybolan yıldızlar gibi...
...
yıldızlar gitti, oyun bitti...
01 Kasım 2010
hayat galiba...
hayat galiba; değer verdiğin bazı şeylerin aslında göründüğü kadar önemli olmadığını anlayabilmektir...
hayat galiba; bazı şeylerin değerini ancak kaybettikten sonra anlayabilmektir..
hayat galiba, bazen de herşeye inat; "dünya dursa da ben yine de şarkımı söylemeye devam etmeliyim" demeyi sürdürebilmektir..
hayat galiba; birazcık yap-boz oyunu gibi, bir parçası kaybolduğunda...
hayat; kovalamaya çalıştıkça kaçan ve kaçtıkça kovalayan...sevdikçe ağlatan...ağlattıkça yandıran...yandıkça tutuşturan....tutuştukça küle döndüren...
.....
hayat galiba; düş/erken anladığmız o büyük düş...
......
hayat, ben seni unutmaya çalıştıkça sen hep böyle kendini hatırlatacak mısın?
böyle savuracak mısın hep ordan oraya?.....
hayat, sus artık n'olursun...biraz da ben konuşayım olur mu, biraz da ben....
...
***
bunları yazarken" hayatgaliba" adlı her satırı "hayat" dolu blogdan esinlendiğimi itiraf etmeliyim...(hayat dolu derken, neşeli anlamında değil tabii, " hayat"ın gerçekleriyle alakalı...)
hayat galiba; bazı şeylerin değerini ancak kaybettikten sonra anlayabilmektir..
hayat galiba, bazen de herşeye inat; "dünya dursa da ben yine de şarkımı söylemeye devam etmeliyim" demeyi sürdürebilmektir..
hayat galiba; birazcık yap-boz oyunu gibi, bir parçası kaybolduğunda...
hayat; kovalamaya çalıştıkça kaçan ve kaçtıkça kovalayan...sevdikçe ağlatan...ağlattıkça yandıran...yandıkça tutuşturan....tutuştukça küle döndüren...
.....
hayat galiba; düş/erken anladığmız o büyük düş...
......
hayat, ben seni unutmaya çalıştıkça sen hep böyle kendini hatırlatacak mısın?
böyle savuracak mısın hep ordan oraya?.....
hayat, sus artık n'olursun...biraz da ben konuşayım olur mu, biraz da ben....
...
***
bunları yazarken" hayatgaliba" adlı her satırı "hayat" dolu blogdan esinlendiğimi itiraf etmeliyim...(hayat dolu derken, neşeli anlamında değil tabii, " hayat"ın gerçekleriyle alakalı...)
31 Ekim 2010
bilmece...
uzun cümlelerle başlamıştık oysa hayata; güle oynaya.. gitgide kısaldı..
özne desen; delişmen zamanlarda..yüklem desen; özneye susmuş..
nokta virgülle takışık..herşey alaşağı...
özne desen; delişmen zamanlarda..yüklem desen; özneye susmuş..
nokta virgülle takışık..herşey alaşağı...
30 Ekim 2010
ısınacağı bir gerçek arıyor bu düş...
"...kolay değil elbette
karşı koymak;
yüzün küçülürken aynalarda
yaşama karşı,
bir avuç gelen yüreğinle..."
karşı koymak;
yüzün küçülürken aynalarda
yaşama karşı,
bir avuç gelen yüreğinle..."
29 Ekim 2010
çocuksu...
Seni duyumsayacak bir kalbim,
Sana açabilecek ellerim var şükür ki ;
Rabbim, sen beni kalbimin dağınıklığından,
ellerimin unutkanlığından koru...
(amin...)
Sana açabilecek ellerim var şükür ki ;
Rabbim, sen beni kalbimin dağınıklığından,
ellerimin unutkanlığından koru...
(amin...)
27 Ekim 2010
alınganlıkla çekingenlik arası...
"..hayat, kendini adamak için sevilmeyi hak eden birini arama çabasından başka nedir? size bir sır vereyim; en büyük tutkusunu terk edebilen adamdır gerçek adam olan! tutkunuzu gözden geçirin ve bırakın bu işleri…"
***
"..aşağı, aşağı, aşağı!… daha ne kadar sürecek bu düşüş? yerin merkezine yaklaştım mı acaba? yeryüzünün diğer ucundan çıkana kadar sanırım düşmeye devam edeceğim..."
***
"..aşağı, aşağı, aşağı!… daha ne kadar sürecek bu düşüş? yerin merkezine yaklaştım mı acaba? yeryüzünün diğer ucundan çıkana kadar sanırım düşmeye devam edeceğim..."
26 Ekim 2010
s.o.s.
Sessiz kaldım
Olmayacak duayı
Sakladım...
Suçluysam
O bilir ancak...
Sahi sen de kimdin?
Sorular cevaplar
Oyunda kural hep aynı
Sen derinlerdeki okyanus
ben o hikayedeki suspus...
Olmayacak duayı
Sakladım...
Suçluysam
O bilir ancak...
Sahi sen de kimdin?
Sorular cevaplar
Oyunda kural hep aynı
Sen derinlerdeki okyanus
ben o hikayedeki suspus...
oyun içinde oyun...
...zaman/ı oyalamak...
...zaman/la oyalanmak...
...zaman/a oynamak...
...zaman/sız oynatmak...
...zaman/la oyalanmak...
...zaman/a oynamak...
...zaman/sız oynatmak...
25 Ekim 2010
düşündün mü?...
"Sen sağıma gelirsen
Ben nerede olurum?
Sana göre solda
Bana göre eski yerimde olurum...
Sen soluma gelirsen
Ben nerede olurum
Sana göre sağda
Bana göre eski yerimde olurum...
Sen nerede olursun?
Sen nerede olursun?..."
Ben nerede olurum?
Sana göre solda
Bana göre eski yerimde olurum...
Sen soluma gelirsen
Ben nerede olurum
Sana göre sağda
Bana göre eski yerimde olurum...
Sen nerede olursun?
Sen nerede olursun?..."
24 Ekim 2010
gökyüzü kapalı ben açık hece...ve gülüşün...
"...sözcük yapımında kullanılan
bir şeydir senin gülüşün... "
bir şeydir senin gülüşün... "
22 Ekim 2010
inşirah...
"...ve sen yine denendiğinde
ve yine kalbin daraldığında
ve yine bütün kapılar yüzüne kapandığında
ve yine ne yapman gerektiğini bilemediğinde
uzun uzun düşün
ve hatırla yaradanını..."
ve yine kalbin daraldığında
ve yine bütün kapılar yüzüne kapandığında
ve yine ne yapman gerektiğini bilemediğinde
uzun uzun düşün
ve hatırla yaradanını..."
...
"Allah kuluna kâfi değil mi?"(zümer/36)
sustuğu kadar güzeldir herkes...
"...a benim
oğul otu bitmeyen topraklarda
şaşırıp kalan kalbim
senin türkçen yok mu anlatıyorum işte
bir kuş kalbi misin ki ürkmek için bahane
arayıp duruyorsun..."
***
"...deli sizsiniz böyle bir çağda
akıllı kaldığınız için...
ben sizin
akla hayale sığmayan yanınızım
siz ki dünyayı üstünüze giyseniz
yine de açıkta kalırsınız..."
oğul otu bitmeyen topraklarda
şaşırıp kalan kalbim
senin türkçen yok mu anlatıyorum işte
bir kuş kalbi misin ki ürkmek için bahane
arayıp duruyorsun..."
***
"...deli sizsiniz böyle bir çağda
akıllı kaldığınız için...
ben sizin
akla hayale sığmayan yanınızım
siz ki dünyayı üstünüze giyseniz
yine de açıkta kalırsınız..."
21 Ekim 2010
kuşatma...
"...bir istasyondan başlar yolculuk...bir başka istasyonda biter elbette...ve iki istasyon arasındaki eğer siz, yolculuk başladığı andaki sizden başka bir şey değilseniz, beyhude yollara dökülmüşsünüz demektir...dalların ağaçların gölgesi düşer kapınıza, kırkıncı odayı ararsınız, bir eşikten öteye geçmeyi umarsınız...
...
bir mağaranın kapısında durursunuz sonra, gölgeniz orda duvara vurmaktadır...dokunursunuz kendi gövdenize kendi ellerinizle..hangisi sizsiniz, duvardaki mi yoksa dokunabildiğiniz mi?...bir türlü ayıramazsınız...ikisinin de siz olabileceğini hesaba katmazsınız..."
...
bir mağaranın kapısında durursunuz sonra, gölgeniz orda duvara vurmaktadır...dokunursunuz kendi gövdenize kendi ellerinizle..hangisi sizsiniz, duvardaki mi yoksa dokunabildiğiniz mi?...bir türlü ayıramazsınız...ikisinin de siz olabileceğini hesaba katmazsınız..."
kestirmeden gideyim derken...
zamanın kıskacında
hava ayazmı ayaz
bense yazmakla meşgul
kendimden kaçarak biraz...
hava ayazmı ayaz
bense yazmakla meşgul
kendimden kaçarak biraz...
kim ıslattı bu harfleri?...
"...dünya işte harfleri zor seçiyor,
daha geniş bilgi için bakınız mezarlığa..."
20 Ekim 2010
kendini hatırlaman gerek...
hayat; gösteri ustası..
küçümsememek lazım gelir ustaları..
hele bir de görmezden gelirse "acım hükümsüzdür" ibaresini
seyreyleyin siz kıyıya yanaşan azgın dalgaları..
şimdi ölmek zamanı mı dersin;
yoksa sıkı sıkıya sarılıp hüzünlere, devam etmek mi bilinmeyen mutluluklara..
küçümsememek lazım gelir ustaları..
hele bir de görmezden gelirse "acım hükümsüzdür" ibaresini
seyreyleyin siz kıyıya yanaşan azgın dalgaları..
şimdi ölmek zamanı mı dersin;
yoksa sıkı sıkıya sarılıp hüzünlere, devam etmek mi bilinmeyen mutluluklara..
düşünme...düşersin...
"...o kadar çok şey var ki,
birer birer söylesem bile çok ağır kaçar
bir de her zaman hayatın o bildik mutlak gerçekleri vardır
o zaman birazcık anlamsız konuşmam gerek
sadece, sadece seslerle yetinmem gerek..."
birer birer söylesem bile çok ağır kaçar
bir de her zaman hayatın o bildik mutlak gerçekleri vardır
o zaman birazcık anlamsız konuşmam gerek
sadece, sadece seslerle yetinmem gerek..."
uçarı umarsızlıklar...
"...bahar diye aç gözlerini,
bahar diye !
ben güz gibi yaprak dökerim,
sen son söz diye oku yine...
oku da... ağlayalım!.."
bahar diye !
ben güz gibi yaprak dökerim,
sen son söz diye oku yine...
oku da... ağlayalım!.."
19 Ekim 2010
durakta beklerken...
"...kentin baskısı kaldı bize
ve ışıkları trafiğin ya da kazası
oysa biz hep bir düş kazasında
yitirdik arkadaşlarımızı
karşıdan karşıya geçerken
eli bırakılan çocuklardık
o insan kalabalığındaki
son gülümsemesiydi annemizin.
sonra hangi tarafa geçsek karşıda kaldık!..."
ve ışıkları trafiğin ya da kazası
oysa biz hep bir düş kazasında
yitirdik arkadaşlarımızı
karşıdan karşıya geçerken
eli bırakılan çocuklardık
o insan kalabalığındaki
son gülümsemesiydi annemizin.
sonra hangi tarafa geçsek karşıda kaldık!..."
18 Ekim 2010
yağmursuz duygular(2)...
“...ben aslında ölmezdim yaşamak düşseydi bunca insandan payıma
çocukluğumun vebası bulaşmasaydı bir de...”
çocukluğumun vebası bulaşmasaydı bir de...”
15 Ekim 2010
mavi kuş...
"Bu hayat senin dedi bir gün bir bilge kişi. Sen de nereden çıktı dedi adam, ne kadar da ukala görünüyorsun. Bu hayat senin diye yineledi bilge, kendini kandırma boşuna, baksana daha mavi kuşun anlamını bilmiyorsun. Adam bilgisayarının sözlük programına girdi, bu onun hayatının lügatıydı...Mavi kuş!...Mavi kuş...Hayret böyle bir kelime yoktu.
Sonra deniz kabuğu, gözyaşı... Bunların hiç biri lügatinde yoktu...Olsun, dedi, yine de bu hayat benim değil!...Baksana her sabah çayımı içtiğim fincan aynı...Aynı yoldan gidiyorum işime, üstelik altına imza attğım evrak bile aynı...
Aynı hayat...aynı yüzler...aynı gözler...aynı kıskaçlar...aynı kafesler...aynı alıntılar...aynı emanetler...aynı maskeler...aynı sürüler...aynı aforizmalar...aynı müzikler...aynı reddedişler...aynı kabullenişler...aynı aşklar... aynı ihanetler...aynı filmler...aynı şiirler...
Bıktım artık alın bu aldatmacayı verin benim hayatımı..."
Sonra deniz kabuğu, gözyaşı... Bunların hiç biri lügatinde yoktu...Olsun, dedi, yine de bu hayat benim değil!...Baksana her sabah çayımı içtiğim fincan aynı...Aynı yoldan gidiyorum işime, üstelik altına imza attğım evrak bile aynı...
Aynı hayat...aynı yüzler...aynı gözler...aynı kıskaçlar...aynı kafesler...aynı alıntılar...aynı emanetler...aynı maskeler...aynı sürüler...aynı aforizmalar...aynı müzikler...aynı reddedişler...aynı kabullenişler...aynı aşklar... aynı ihanetler...aynı filmler...aynı şiirler...
Bıktım artık alın bu aldatmacayı verin benim hayatımı..."
sis kalkar dağ görünür aniden...
"...sonra yüreğimi görebilirim...dünyaları içine alıp da dünyalara sığmayan yüreğimi...
karun sofrasıyla doymayıp da bir buğday tanesiyle avunan yüreğimi..."
karun sofrasıyla doymayıp da bir buğday tanesiyle avunan yüreğimi..."
14 Ekim 2010
manaya giyilen gömlek...
" Kelime büyülü şey. Ve büyü gibi ürkütücü. "Akşam" sözgelimi.
Tekrarlıyorum: Akşam!..Akşam!...Bildiğim, sadece kendi akşam'ım. Söyler misiniz benim akşam'ımla sizin akşam'ınız uyuyor mu birbirine?..."Yağmur" ya da...Yağmur!..Yağmur!...Sizin yağmur'unuzla benim yağmur'um aynı mı?...Dahası benim yağmur'um yağmur mu; akşam'ım akşam mı?
Bunu kim belirleyecek..."
Tekrarlıyorum: Akşam!..Akşam!...Bildiğim, sadece kendi akşam'ım. Söyler misiniz benim akşam'ımla sizin akşam'ınız uyuyor mu birbirine?..."Yağmur" ya da...Yağmur!..Yağmur!...Sizin yağmur'unuzla benim yağmur'um aynı mı?...Dahası benim yağmur'um yağmur mu; akşam'ım akşam mı?
Bunu kim belirleyecek..."
içimizdeki yangın...
" Kaç kez inanmadığımız yazıların altına imza attık sözün inanılmaz cazibesi uğruna. Sözün cazibesi, söze hakim olmanın inanılmaz hazzı uğruna ruhumuzu mu satıyoruz yoksa?
...
Söz uğruna hayatı bir yalan gibi yaşadık. Ne kadar yalancıydık. Kurduğumuz oyunlarda oysa her şey ne kadar da inandırıcıydı...
...
Aşktan bahsettik, aşkı tanımıyorduk. Öldük, ölmüyorduk. Sadakatten sözettik, sadakati bilmiyorduk. Sevdik, aslında sevmiyorduk. Aldık veriyorduk; verdik alıyorduk...Söz yerini buluyordu sadece, iyi düşüyordu, uygun...İçimiz bir hoş...Habire büyüyorduk...
Kaç kez yeri geldi diye cümleler sarfettik aritmetik sağlamlığı bol formüller doğrultusunda.
Söz yerini bulsun da!...
Söylesek ölürdük...
İnanmadan söyledik, yine öldük..."
...
Söz uğruna hayatı bir yalan gibi yaşadık. Ne kadar yalancıydık. Kurduğumuz oyunlarda oysa her şey ne kadar da inandırıcıydı...
...
Aşktan bahsettik, aşkı tanımıyorduk. Öldük, ölmüyorduk. Sadakatten sözettik, sadakati bilmiyorduk. Sevdik, aslında sevmiyorduk. Aldık veriyorduk; verdik alıyorduk...Söz yerini buluyordu sadece, iyi düşüyordu, uygun...İçimiz bir hoş...Habire büyüyorduk...
Kaç kez yeri geldi diye cümleler sarfettik aritmetik sağlamlığı bol formüller doğrultusunda.
Söz yerini bulsun da!...
Söylesek ölürdük...
İnanmadan söyledik, yine öldük..."
13 Ekim 2010
adı yok...
" Tiryakilikle hastalık arasındaki farkın adını koymak lazım...
Biri sevmektir çünkü..
Diğeri teslim olmak...
Alışkanlık ikisinin arasında gezer, tiryakiliğin yanında başı diktir...
Diğerinin yanında zelil...
Biri, serin sonbahar sabahlarını kapıda karşılamaktır...
Diğeri yatağa esir olmak...
Tiryakilik demli bir çayı bahane edip dost aramaktır...
Diğeri çaya kabahat bulmak...
Tiryakilik mektup yazmaktır dağlara taşlara...
Selam yollamaktır geceye gündüze...
Hastalık mektup getirmeyen postacıyı dövmek...
Biri sonbahar yapraklarını teselli etmektir yere düştükçe..
Diğeri toplayıp yakmak..."
Biri sevmektir çünkü..
Diğeri teslim olmak...
Alışkanlık ikisinin arasında gezer, tiryakiliğin yanında başı diktir...
Diğerinin yanında zelil...
Biri, serin sonbahar sabahlarını kapıda karşılamaktır...
Diğeri yatağa esir olmak...
Tiryakilik demli bir çayı bahane edip dost aramaktır...
Diğeri çaya kabahat bulmak...
Tiryakilik mektup yazmaktır dağlara taşlara...
Selam yollamaktır geceye gündüze...
Hastalık mektup getirmeyen postacıyı dövmek...
Biri sonbahar yapraklarını teselli etmektir yere düştükçe..
Diğeri toplayıp yakmak..."
bir yokmuş, iki yokmuş, üç yokmuş...
" Mutlu olmak istemdışı bir durumdur; üzerine fazlaca düşmek ona ulaşmayı daha da zorlaştırır...Kendinize mutlu olup olmadığınızı sorarsanız, mutluluğunuz sona erer..."
12 Ekim 2010
deli esecek bir gün rüzgar...
" İçimde derin bir boşluk...
Neyi arıyorum?
Kendimi...
Sadece kendimi aramıyorum aslında ...
İnsanları da arıyorum. Gerçeklerden kaçmayan insanları...
Gerçeğin nutkunu çekip, gerçeği yaşamayanlardan bıktım artık..."
Neyi arıyorum?
Kendimi...
Sadece kendimi aramıyorum aslında ...
İnsanları da arıyorum. Gerçeklerden kaçmayan insanları...
Gerçeğin nutkunu çekip, gerçeği yaşamayanlardan bıktım artık..."
boyacı aranıyor...
Öyle bir boyasın ki dünyayı; kaybolsun izleri yanıkların, hıçkırıkların, haksızlıkların, tarihi geçmiş yalnızlıkların, sıfır bedene inme telaşındaki mutlulukların, güneşte ihtiyarlamış suskunlukların...
11 Ekim 2010
geçici olarak servis dışı...
"Trafikte çok hızlıyız ama çabuk parlıyoruz !
Akşam geç yatıyor, sabah yorgun kalkıyoruz.!
Az kitap okuyor, çok televizyon seyrediyoruz !
Varlığımızı arttırdık ama değerlerimizi yitirdik!
Hayata yıllar ekledik, yillara hayat katamadık !
Uzaya ulaştık ama ruhun derinliklerine inemiyoruz !
Havayı temizledik ama ruhları kirlettik!
Atomu parçaladık, önyargılarımızı yıkamadık !
Çok yazıyor ama az gelişiyoruz..!
Daha çok plan yapıyoruz ama daha az sonuç alıyoruz !
Acele etmeyi öğrendik ama sabırlı olmayı asla!
Gelirimiz arttı, karakterimiz zayıfladı !
Tanıdıklar çoğaldı, dostlar eksildi!..."
Herşey kolay ama yaşamak çok zor...çok...
Akşam geç yatıyor, sabah yorgun kalkıyoruz.!
Az kitap okuyor, çok televizyon seyrediyoruz !
Varlığımızı arttırdık ama değerlerimizi yitirdik!
Hayata yıllar ekledik, yillara hayat katamadık !
Uzaya ulaştık ama ruhun derinliklerine inemiyoruz !
Havayı temizledik ama ruhları kirlettik!
Atomu parçaladık, önyargılarımızı yıkamadık !
Çok yazıyor ama az gelişiyoruz..!
Daha çok plan yapıyoruz ama daha az sonuç alıyoruz !
Acele etmeyi öğrendik ama sabırlı olmayı asla!
Gelirimiz arttı, karakterimiz zayıfladı !
Tanıdıklar çoğaldı, dostlar eksildi!..."
Herşey kolay ama yaşamak çok zor...çok...
10 Ekim 2010
herkes gider..
"Kimsenin olmayan bir yoldan geçerken
Kimsenin olmayan bir resmini gördüm hayatın..."
Kimsenin olmayan bir resmini gördüm hayatın..."
09 Ekim 2010
ah bu suratsız günler...
"Canımı yakıyor dünyanın güzelliği...
yetmiyor ömür o büyük şiire
Rabbim, ne olursun
sözümü kesme..."
yetmiyor ömür o büyük şiire
Rabbim, ne olursun
sözümü kesme..."
birdenbire...
Geçiyor mevsimler şakayla karışık. Gelen her gün parçalı bulutlu..Hüzünler ayaklandı; sevinçten naralar atıyor..Giden her günün ardından ezberler dağ gibi...Saltanatlar yıkılmak üzere...Sözler kayıp...
08 Ekim 2010
sürgün izler...
"Hayat bizi büyüttüğü gibi budayabilir de
yaramız toprağın içinde
düşünelim biraz
bu ışık bize az
arsız kargalar paylaşıyorlar..."
yaramız toprağın içinde
düşünelim biraz
bu ışık bize az
arsız kargalar paylaşıyorlar..."
07 Ekim 2010
kurşunlarla dans...
"Yerimi bilmem!
bilmem
ne taraftayım...
Sesimi duymam!
duymam
ne zamandır araftayım..."
bilmem
ne taraftayım...
Sesimi duymam!
duymam
ne zamandır araftayım..."
suspus gönüllüler...
Eylül hüznüne daha alışamamışken, ardı sıra gelen "Ekim" rüzgarları da pek bir can alıcı esiyor; esrikleştiriyor insanı...üşütüyor! Bir farklılık çöküyor üzerimize. Abıhayat suyuna susamışlığın verdiği bir rehavet. Kekremsi tatlar bulaşıyor her y/anımıza...
Eylül ertesi..Kasım arefesi...
Baharla karışık hüzün denemesi...
Bir yanda yeni başlangıçlara yelken açmanın arefesi, diğer yanda hasret türkülerinin yakıldığı "an"lar.
Kıyıya vurmuş umutlar...hüzünlerin dayanılmaz serinliği...sükutun en katıksız en derin hali...Ben diyeyim "Eylül", sen de "Ekim!"...Aynı makamın ezgileri...aynı terennüm...
Eylül ertesi..Kasım arefesi...
Baharla karışık hüzün denemesi...
Bir yanda yeni başlangıçlara yelken açmanın arefesi, diğer yanda hasret türkülerinin yakıldığı "an"lar.
Kıyıya vurmuş umutlar...hüzünlerin dayanılmaz serinliği...sükutun en katıksız en derin hali...Ben diyeyim "Eylül", sen de "Ekim!"...Aynı makamın ezgileri...aynı terennüm...
adın ne senin?
Bir şiir gibidir sonbahar; okurken soğuk rüzgarlar estiren...
Solmuş bir yalnızlık gibidir; bir mumun alevinde eriyen....
Solmuş bir yalnızlık gibidir; bir mumun alevinde eriyen....
06 Ekim 2010
yalnız gezerin düşleri...
"Elde ettiği güç ile insanlığın üzerine çıkan biri, insanlığa özgü zayıflıkların üzerinde olmalıdır, yoksa bu güç fazlalığı onu diğer insanların, hatta bu güce sahip olmadan önceki kendisinin bile altına indirir...
Özgürlüğün, insanın canının istediğini yapması demek olduğuna hiçbir zaman inanmadım. Özgürlük daha çok yapmak istemediğini yapmamaktır... "
Özgürlüğün, insanın canının istediğini yapması demek olduğuna hiçbir zaman inanmadım. Özgürlük daha çok yapmak istemediğini yapmamaktır... "
05 Ekim 2010
salkım saçak...
"Benimki ne biçim hayat, uymuyor ne gördüklerime ne duyduklarıma ne okuduklarıma
Ben ne biçim benim, ne kendime benziyorum ne başkalarına..."
Ben ne biçim benim, ne kendime benziyorum ne başkalarına..."
uzaktan söyle...
Yine uyandım...Yine sabah...Yine gözükara...Tüm güçlerini giyinip kuşanmış...Çelik yelekli...
saat kaç oldu sahi?
"Geceyi siyaha boyayan hüznüm olmalı. Tanıdık bir yalnızlıkla başbaşa değilim bu gece. Birşeyler yapmam lazım. Düşüncelerimin her kelimesi yorgun hüzün. Sığmıyor artık içime bu çığlık. Artık birşeyler yapmam lazım..."
kelepçe...
Vurulduğu anda başlar hapsolmaya günler geceler..Bir ömür sayacında bin rakamlı hayal..Kelepçelenmiş zaman...Zaman ki ah bir buse beklerken...
uyuyorum...
"Sen arada bir aptal görünüyorsun neden?
aklıma güvenimden...
Sen boyuna akıllı görünmeye çalışıyorsun neden?
aptallığımdan..."
aklıma güvenimden...
Sen boyuna akıllı görünmeye çalışıyorsun neden?
aptallığımdan..."
04 Ekim 2010
yaşamak dahil...
"Kimsenin anlamayacağı bir dilde konuşmak, yazmak, hatta ağlamak isterdim..."
hesap...
"Çıkar!...Çıkar da neymiş? İnsanın çıkarlarının nerede olduğunu kesinlikle söylemenin olanağı var mı ki? Öyle durumlar olur ki insan kendisi için iyilik değil, kötülük isteyebilir..."
çünkü...
"Çünkü aklım acıyor. Çünkü sevdiğime dokundukça bölünüyorum. Çünkü isyanım bir komplo..Çünkü tren devrildi, ölü çok. Çünkü ağrı bütün vücuda yayılıyor. Çünkü vurulduk. Çünkü kolaj zehri çoğulluyor. Çünkü birbirimizi işitmiyoruz. Çünkü birbirimizi istemiyoruz. Çünkü suçu üstümüze aldık. Çünkü sanki teslim olduk. Çünkü kolay ölmeyeceğiz. Çünkü..."
03 Ekim 2010
denizin ortasında...
Bugün sessizim...Sessizlik bozuyor tüm ezberleri...
geceye adımını atanlar karanlıkta yürümeyi göze alanlardır...
"Her insan elbet bir gün kaybetmek zorunda kalacak. Bazen öyle bir kaybetmeli ki insan, kazananlar zaferlerinden utanmalı. Ama yine de bu geceler seni sakinleştirmeyecek, sessiz çığlıklarını susturmayacak, yalnızlıktan kurtarmayacak, itirafların olmayacak, çırpınışlarını durdurmayacak, fark etmemeni sağlamayacak, göz yaşlarını kurutmayacak, güçlü yapmayacak, zafer hediye etmeyecek, hayallerini gerçekleştirmeyecek ve seni insandan fazlası yapmayacak...
ve unutmamalı ki; kendinden daha yukarda olmaya çalışan her insan, yüksekliklere ihtiyaç duyar..."
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)